Başbakan 'faşizan' tarlasında

Sonunda bir Başbakan, faşizan anlayışlara meydan okuyor. Büyük hadisedir.

Sonunda bir Başbakan, faşizan anlayışlara meydan okuyor.
Büyük hadisedir.
Bence Davos çıkışından da büyük...
Şimon Peres’e ‘One minute!’ diye kükremesinden de cesur...
Davos’taki duruşuyla ayranımızı kabartmıştı.
Ama asıl mesele, lazım geldiğinde kabaran ayranları söndürebilecek miydi?
Onu da yaptı.
Hem, Filistin’de hak-hukuk tanımadığında İsrail’e kafa tuttu...
Hem de gün geldi, ırkçı
hezeyanlara karşı İsrailoğulları’nı himayesine aldı.
‘Davos fatihi’, gözü kapalı mayın tarlasına sürdü atını.
‘Geçmişin faşizan yaklaşımları’nı hatırlatması, en bayağısından bir faşizan patlamaya yol açtı.
Bile isteye mayına bastı,
Başbakan...
***
Bir yanda CHP, bir yanda MHP sözcüleri ateş püskürüyor.
‘Yeni Nasır’, ‘Yeni Osmanlı’ deyip, coşkuyla alkışlayanlardan bile kimileri şaşkın.
Çünkü, kafa konforlarını bozdu.
Oysa, keyifleri gıcırdı...
Bir de baktık ki...
Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, CHP’li Onur Öymen’le, Canan Arıtman’la, MHP’li Oktay Vural’la, Tunca Toskay’la aynı safta buluşuvermişler.
Hatta, aralarında Ermeni mülküne konmuş ailenin ‘mirasyedi’sini bile görürsün.
İyi bak!
En haşininden milliyetçi
nutukları, mutlaka o atıyordur.
Oh! ne güzel... Sırtını yasla
kutsala...
Güvenli bölgenden, gelene
geçene ver kurşunu.
‘Bayrak’ de, ‘vatan’ de, ‘Filistin’ de, siyonizmden dem vur...
Ezberine çomak sokanı yaylım ateşine tut...
Hamaset kadar ucuzu var mı,
Allah aşkına?
Vatana ihanetle suçlarsın, kutsal topraklarımızı Yahudi’ye peşkeş çektiğini söylersin, olur biter.
Temiz iş... Rahata alışmış o nazik kafanı yormana ne gerek...
‘Hain’ dediğin Ermeni’den, kalleş bellediğin Rum’dan gasp ettiğin o malikaneye çek bir anlı şanlı
bayrak; bak bakalım, kim
dokunabiliyor sana
Yürür gidersin... Kim tutar seni...
***
Ne diyorlar?
İsrail’li firmanın da ihaleye girme ihtimali varmış.
Eeee?
Suriye sınırındaki mayınlı arazi, Yahudilere peşkeş çekilecekmiş.
Memleketin en mübarek
toprağıymış...
O mayınlar 50 yıldır orada; bu ayıbı temizlemeye kalkışmak da kabahat oldu, öyle mi?
Yahu, 270 milyon dönüm tarım arazimiz var.
O bahsi geçen arazinin yalnızca 210 bin dönümü ekilip biçilecek.
Devede kulak bile değil ki...
Sonra, temizleyenler, el mi koyacak; alıp cebine götürecek mi ki topraklarımızı?...
Kimin gücü yeter buna, düşündünüz mü hiç?
‘Temizlensin de, kim temizlerse temizlesin’ desek, olmaz mı?
Daldan dala atlayıp, diyorlar ki:
“Olsun, Başbakan, ‘geçmişte faşizan yaklaşımlarla azınlıkları kovduk’ dedi.”
“O zaman, Lozan’daki azınlık mübadelesinden rahatsız demektir.”
İyi de, Lozan’a gidene kadar Trakya Yahudilerinin sürgünü var; faşizan 6-7 Eylül olayları var; Varlık Vergisi zulmü var.
Ne çabuk unuttunuz!
Sakın Başbakan, o faşizan ruha maske takmanızı eleştirmiş olmasın.
Bundan mı öfkeniz?
Yoksa... Siyasi kıskançlıktan mı?
***
Bir psikiyatr arkadaşım
söylemişti;
‘Bilinç, bilinçaltının
fahişesidir’ diye
Başbakan’ın azınlık çıkışına bakınca daha iyi anladım.
Elhak, doğru söylemiş.
Bilinçaltı, bütün dürtülerimizin alt alta, üst üste tepiştiği karanlık bir mahzen.
Şeytanlarımız orada yaşar.
Bilinç ise, onların yediği herzelere kılıf uydurmakla görevli.
En karanlık yanımızın sırları ifşa olmasın diye, çırpınır durur.
Mazeretler bulur, kendimize bile itiraf edemediğimiz günahkâr arzularımızı meşrulaştırır, haklılaştırır.
Kutsal bir tül örter, günah mahzenimizin üzerine.
Adına bazen devlet der, bazen vatan, bazen bayrak...
Olmadı, üstün ırk faraziyeleri icad edip faşizan bilinçaltımızın çıplak kalmasını önler.
İlk kez bilincimiz, bilinçaltımıza ‘yeter’ dedi.
‘Yeter! Beni daha fazla
günahlarına ortak etme!’
Başbakan değil, Türkiye’nin
bilinci konuştu.
Ve şeytani bilinçaltımıza çekti
restini...
Faşizan dürtülerimiz, artık saklanacak bir yer bulamıyor.