Başbakan, Şivan?la buluştu mu?

Geçtiğimiz cumartesi günü, bana göre çok önemli bir şey oldu. Başbakan...

Geçtiğimiz cumartesi günü, bana göre çok önemli bir şey oldu.
Başbakan,
33 yıldır Almanya’da sürgün
hayatı
yaşayan
Şivan Perwer’e ‘artık dön’ dedi.
Hem de, bu çağrıyı alenen yaptı.
Diyarbakır’da, miting meydanından.
O sözleri, ‘dön çağrısı’ olarak gören çıkacak mıydı?
Dünü bekledim; böyle olmasa da, arkası geldi.
Allah’tan Başbakan’a uçakta sorulmuş.
Dünkü gazetelerde okuduk.
İsterseniz önce Başbakan mitingde, tam olarak ne demişti, hatırlayalım.
“Türkiye tarihiyle barışamadı. Ne Şivan’lar, ne civanlar annelerinden ayrı kaldı...
Merhum Özal ülkeye getirdiğinde hepimiz Cem Karaca’yı ne kadar da özlemiş olduğumuzu fark etmedik mi?”
Diyorum ki, Şivan Perwer’e ‘eve dön çağrısı’ bundan daha açık yapılamazdı.
Başbakan, açıkça ‘bu hasret artık bitsin’ demeye getiriyordu.
Şivan’ın sürgünü 1975 yılında ilk albümü çıktığında başlamıştı.
Kürtçe, ‘halaylar özgürlük istiyor’ dediği için Almanya’ya kaçmak zorunda kalmıştı.
Sürgünde birçok albüm yaptı.
Kâh protest şarkılar söyledi, kâh folklorik türküler...
Kürt ozanın çocuğu, Urfalı çoban Şivan, hep bu toprakların sesi oldu ama bir daha buralara gelemedi.
Çoğumuz bilmez, meşhurların Türkçe okuduğu popüler parçaları var.
Eskilerden ‘Ben yetim’, ‘Bir mumdur, iki mumdur’, ‘Bu dünyada üç şey vardır’ ile daha yenilerden ‘Sarışınsın’ ve ‘Cane cane’, bunlar arasındadır.
İsterdim ki, onun sesinden Kürtçe ‘le dilberey’ de, kulaklarımıza çalınabilseydi.
Herkes, ne kadar tanıdık, ne kadar aşina, ne kadar bizden bir ses olduğunu daha iyi anlardı.
Şivan, davet edildiği halde TRT 6 Kürtçe yayın kanalının açılış gecesine gelmedi.
Fakat sesi, soluğu, sızısı, ezgisi oradaydı.
Rojin, ‘mihemedo’sunu okudu.
AK Parti’li Gülşen Orhan, dokunaklı sesiyle ‘Dotmam’ dedi, ‘Amca Kızı’.
Dotmam, Şivan’ın 85’te çıkan albümünün adıdır, aynı zamanda.
‘Bu yıl ben sensiz nasıl geçireceğim bayramı’ diye biter.
Ben de Şivan’a diyorum ki, bir bayram daha uzayacak mı, sürgün günlerin?
Aynı soruyu Başbakan’ın da sorduğunu anlıyorum.
Şunu merak ediyorum:
Acaba Başbakan, Şivan’la
yüz yüze görüştü mü?
Çünkü bu soruyu samimiyetle, gözlerinin içine bakarken sormak, çok farklı olurdu.
Merhum Özal da, 1985’te Münih’teki Dört Mevsim Oteli’nde sürgündeki Cem Karaca’yla buluşmamış mıydı?
Karaca’nın sürgünü aslında o gün bitti.
İki yıl kadar sonra da Türkiye’ye döndü.
Bizim gazetelerde, TRT Şeş’in başlamasından önce ve sonra Şivan’la yapılmış mülakatlar çıktı.
Hemen hepsini okumaya çalıştım.
İki şey dikkatimi çekti.
Bir yerde, annesinin ölümünü kaçırdığı gibi, mezarını bile daha göremediğini söylüyordu.
Başka bir yerde de, zaman zaman konserlerinde Türkçe, ‘Burası Muş’tur’ türküsünü okuduğundan
söz ediyordu.
O türküyü bilirsiniz.
Der ki:
‘Burası Muş’tur,
Yolu yokuştur,
Giden gelmiyor,
Acep ne iştir.’
Bir ziyaret için gittiğimde Yemen’in başkentinde Huş Tepesi’ni görmüştüm.
Bu türkünün, hangi ıstıraplara tercüman olduğunu, hangi perdeye dokunduğunu, hangi yaraları deştiğini o zaman daha iyi hissetmiştim.
Tepedeki o kale, çok uzaklardan, ta Anadolu’dan gelen mehmetçiğin Yemen illerinde anadan, evlattan, yardan ayrılık acısını simgeliyordu.
O gidiş, ebedi bir firaka, bitmez bir acıya dönüştü.
Birçoğu, bir daha dönemediler.
Anlıyorum ki, Şivan da, bu sürgünün sonsuza uzamasından korkuyor.
Oysa, TRT Şeş yöneticilerinin Şivan’ı getirmek için Almanya’ya kadar gidip, bir otelde gizlice görüştüklerini biliyoruz.
Peki o zaman, neden dönmedi?
Galiba, çok ağır bir mahalle baskısı altında.
Mahallesinde tepki görmekten, ‘dönek’ damgası yemekten çekinmiş olmalı.
Rahmetli Cem Karaca da, aynı dertten çok çekmemiş miydi?
Baktım, mülakatlarında, TRT Şeş açılımından memnuniyetini gizlemiyordu.
Şarkılarının, açılış gecesinde okunmasından nasıl etkilendiğini de anlatıyordu.
Fakat şüpheleri vardı, temkinli konuşuyordu.
Siyasetin dışında kalmak istediğini söylüyordu.
Bunu söylerken bile,
DTP’lilerden duyduğu hayal kırıklığını gizlemiyordu.
Söylediklerine dikkatlice baktım.
DTP’den barış ve kardeşlik havarisi olmasını beklemiş; olamadıklarını görmüş.
Onlar için ‘bağnaz’ diyordu.
Tamam, inkâr siyaseti karşısında bir haykırış olmuş.
Ama teröre, şiddete karşı durmuş.
Hep aşkın, sevginin, kardeşliğin sesi olmak için söylemiş.
Türkiye’nin aradaki nifak duvarlarını yıkmak, bağlarımızı güçlendirmek için böyle seslere ihtiyacı var.
Şivan’ın vatan hasreti artık bitmeli.
Şivan, artık evine, ocağına geri dönmeli.
Belli ki, umduğunu bulamamaktan korkuyor.
Türkiye’nin sahiden de değiştiğini, ona kucak açmaya hazır olduğunu görmek istiyor.
Biliyorum ki, Şivan’la yürütülen ‘gizli diplomasi’ Başbakan’dan habersiz olmaz.
Başbakan, 20 Ocak’ta Brüksel’e gittiğinde ben görevden ayrılmıştım.
Merak ettim, acaba o ziyarette Şivan’la bir buluşma daha oldu mu?
Dün bu soruya cevap aradım.
Öyle bir buluşma yaşanmamış.
Başbakan’ın Diyarbakır dönüşü uçakta söyledikleri dün gazetelerdeydi.
Hem Ahmet Kaya’nın naaşını memlekete getirmek, hem de Şivan’a dönüş yolu açmak için talimat verdiğini söylüyordu.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’la konuştum.
O sözleri hatırlattı.
Zaten bir çalışma başlatılmış.
Konuşmamızdan anlıyorum ki, Başbakan’ın duyurmasından sonra daha da hız kazanacak.
Ben şimdi, önümüzdeki günlerde Ertuğrul Günay’la Şivan Perwer arasında doğrudan bir temas bekliyorum.
Nasıl olduğunu öğrenirsem, size de haber veririm.

Baykal’dan ‘hamdolsun’ sürprizi
Deniz Baykal, bugün CHP grup toplantısında haftalık konuşmasını yapacak.
Merak ettim, acaba
‘hamdolsun’ diyecek mi?
Bakın, bu merak nereden çıktı?
Malum, her lider gibi Baykal da, sürpriz yapmayı seviyor.
Hepimizi ters köşeye yatıran açılımlarından belli.
Hem herkes rahatını bozmaz derken, bir cumartesi günü ansızın Adana’daki meydan mitinginde karşımıza çıkan o, değil miydi?
Belki bir daha şaşırtır bizi.
Biz de, sürpriz yapma kapasitesinin sınırlarını
görmüş oluruz.
Neden olmasın?
Çarşaftı, Kuran kursuydu, başörtüsüydü, tarikattı, türbeydi derken, bütün bu açılımları taçlandırmak isteyemez mi?
Hatta, daha alasını da yapabilir.
Mesela, ‘Hamdolsun, biz Diyarbakır’a her ahval ve şeraitte gideriz’ bile diyebilir.
Bakalım sayın Baykal, bugünkü grup konuşmasında bizi yine şaşırtmayı başaracak mı?