Başbakan?a ?kara yılan? teklifim

Başbakan Tayyip Erdoğan, yarın Diyarbakır?da. İstasyon Meydanı?nda halka seslenecek.

Başbakan Tayyip Erdoğan, yarın Diyarbakır’da.
İstasyon Meydanı’nda halka seslenecek.
Ne de olsa serde, sayın Başbakan’la çalışmışlığım var.
Bir teklifte bulunuyorum.
Bu kez Cahit Sıtkı’nın ‘memleket isterim’i yerine başka bir şiir öneriyorum:
Sezai Karakoç’un ‘kara yılan’ı.
Soyut mudur, somut mu; ikinci yeni ekolünden mi, değil mi; hiç ilgilenmiyorum.
Güneyli çocuk, diyor ya.
İşte bunu anlıyorum.
Bunu Diyarbakırlı da anlar, diyorum.
Cahit Sıtkı ne kadar ‘memleketim’ diyorsa, Sezai Karakoç’un da en az o kadar memleketidir, Diyarbakır.
Kimle kıyaslandığı da önemli değil.
İster Mevalana, ister Yunus olsun; ister Âşık Veysel, ister Hacı Bektaş-ı Veli, fark etmez.
Madem ki, Sezai Karakoç’un sinesinden ‘güneyli çocuk’ sesleniyor.
Bu sese, kulak vermeli.
Eski zaman efsanelerinden kalkıp gelsin ‘güneyli çocuk’.
‘Kara yılan’a parmaklarından süt emdirsin.
Kardeşlik sabahına uyanışımız olsun, yeniden dirilişimiz.
Onun için, ısrar ediyorum, bu sefer ‘kara yılan’ olsun.
Halden anlayan bir ses duyulsun, istasyon meydanında.
Diyarbakır, güneyli çocuğun sesiyle yankılansın.
İşte o ses:
‘Kara Yılan’
“Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeye
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin

Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeye çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmış demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Seni süt içmeye çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan.”

(Sezai Karakoç, Mart 1953)

Şimdi Diyarbakır zamanı
DTP de, Başbakan’ı Diyarbakır’da karşılamaya hazırlanıyor.
Taşlanan AK Parti il binasından, bunu anlıyoruz.
Sokaklardaki tahriklerden, görüyoruz bunu.
Havayı geriyorlar.
Demokrasi ile şiddeti yarıştırmaya çalışıyorlar.
İçlerindeki ‘güneyli çocuk’ hâlâ uyanmadı.
Kim bilir, belki de ölüm uykusunda.
Umudumu korumak istiyorum.
DTP Hakkâri milletvekili Hamit Geylani, asker ve polisten de oy istiyor.
Hatta, tümen komutanı ile valinin de oylarına talip.
Demokrasi ve barış için, diyor.
Bunlar güzel de, gerçekten bu oylara talip mi, emin değilim.
Bana, sanki ‘emanet oy’ arıyormuş gibi geliyor.
Tıpkı, CHP’nin ‘çarşaf açılımı’; ‘Kuran kursu’, ‘başörtüsü’ ve ‘tarikat’ açılımları gibi.
Bu da, DTP’nin ‘emanet oy’ açılımına benziyor.
Keşke, sahiden de asker ve polisten oy talep edebilseler.
Onun siyasi icaplarını, yerine getirebilseler.
Mesela işe, terörü ve şiddeti mahkum ederek başlasalar...
Daha inandırıcı olmaz mı?
Demokratik meşruiyetin kaynağı, millettir.
Onlar da, yüzlerini millete dönseler.
CHP gibi, milletle barışmanın yollarını arasalar.
Başka araçlara muhtaç olmadan sırtlarını, doğrudan millete dayasalar.
İşte o zaman, demokrasi yarışı başlar.
CHP lideri sayın Baykal ile MHP lideri sayın Bahçeli’ye diyorum ki, şimdi Diyarbakır zamanıdır.
Gelin, bu yarışa siz de katılın.
Siz de, Diyarbakırlı’nın oylarına talip olun.
İstasyon Meydanı, sizi de bekliyor.

‘Başörtülüler, daima işçi kalmalı’
Hatırlarsınız, SP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu, geçtiğimiz hafta, ‘cip kriterleri’ni ilan etmişti.
Birinci kriter, başörtülülerin jip kullanamayacağını söylüyordu.
Ama isterlerse, otobüs durağında bekleyebilir ya da metrobüse binebilirler.
Duyuyorum ki, jip kriterlerine yenilerini de eklemiş.
İşçi başörtülüler ve diğerleri olmak üzere bir tasnif yapmış.
Bu kriter, başörtülülerin, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı eşi olamayacaklarını söylüyor.
Bunu da, işçi Emine Arslan’ı Emine Erdoğan ve Hayrünnisa Gül ile kıyaslayarak yapıyor.
Sesini daha güçlü duyurabilmek için fabrika kapısında, işçi Emine hanımla bir de fotoğraf çektirmiş.
Manzaraya bakarsanız, ‘işçi başörtülülerden’ oy istiyor.
Diğerlerine de, ‘işçisin, işçi kal’ diyor.
Yeni moda ayrımcılığını geçtim; başörtüsünü bir sınıf sembolü olarak görmesine de alıştım.
Ama rakiplerin eşleri üzerinden siyaset yapmak var mı?
Hem, cumhurbaşkanlığına mı, yoksa başbakanlığa mı talip; bence artık karar vermeli.
Siz onu hâlâ İstanbul’un belediye başkanlığına mı aday zannediyordunuz?