Baştan çıkaracak oy

Kim, ne kadar oyu taşıya-maz? Hangi partiyi, yüzde kaç, bozar?

Kim, ne kadar oyu taşıya-maz?
Hangi partiyi, yüzde kaç, bozar?
Biri, yüzde 50’yi aşarsa ne olur, mesela?
Deprem mi?..
Devrim mi?..
Darbe mi, olur?
Yoksa kapatma davası mı?
Bir seçim günü...
Aklımızda bu sorularla sandığa gidiyoruz.
Oysa bir bilsek ki...
Korkularımız, yersiz.
Endişelerimiz, birer kuru vehim.
Her nasılsa, kanımıza girmişler...
Biz seçmenleri, bu sorularla zehirlemiş birileri.
Çünkü siyasetçiyi, yeterince tanımıyoruz, bence.
***
Uzun zaman önce...
Ahmet Altan’ın bir yazısını okumuştum.
Gene kadınlar üzerineydi.
Kadın ruhunun incelikleri...
Erkeğin anlamaktan uzak hoyratlıkları, hataları...
Mealen hatırlıyorum:
‘Onları şımartmaktan korkmayın’, diyordu.
Onlar, ‘ya hep, ya hiç’çilerdir.
Sevginin birazına razı olmazlar.
Bütün bağı, bahçeyi ister, kadınlar.
Bir anda her şeyi arkalarında bırakıp giderler.
Her şeyi istedikleri için...
Kaybetmeyi göze alırlar.
Aşk oyununda...
Cesur kumarbazlardır, kadınlar.
Sevginizi göstermekte hesapçı olmayın.
Cömert davranın, ki...
Fazla sevgi, onları şımartmaz.
Ama azına, razı olmazlar.
Bırakın kazansınlar.
Onlar kazandığında, siz de kazanırsınız çünkü.
***
Ahmet Altan’ın kadın ruhundan anladığı kadar olmasa da...
Ben de siyasetçi ruhunu biraz tanırım.
Bir seçim gününde...
Bu da benim siyasetçi tahlilim olsun.
Tam da sırası gelmişken...
Ne kadar oy, hangi partiyi baştan çıkarır?
Kime ne çıkarsa, başı döner; ayakları yerden kesilir?
Hangisinin oyu düşerse fren olur, ders alır?
Denge yapmak için kime vermek lazım?
Kimi, kimle kıskandırmak?..
Mevzularında ahkam kesme modası, alıp başını gitmişken...
Ben de diyorum ki:
Siyasetçiyi şımartmaktan korkmayın.
Bu hataya düşmeyin.
Ne kadar çok oy verirseniz verin...
Siyatçi sizi terk etmez.
Bırakıp da bir yere gitmez.
O kazandığında, kazanırsınz siz de.
Elinizi rahat tutun.
Siz, siz olun...
Çok bilmişlerin aklına uyup siyasetçinizi gücendirmeyin.
Ne kırın, ne incitin.
İçinizden nasıl geliyorsa, öyle!...
Gidin sandık başına, verin oyunuzu.
Ya istediğinizin kazanması...
Ya da istemediğinizin kaybetmesi için.
Seçim sizin.
***
Nasıl sevgi, ölçüye vurulmazsa...
Kadın nasıl, ‘ya hep-ya hiç’ isterse...
Siyasetçi de öyledir, işte!
Oy hesabı yaptığına bakmayın siz...
Oyun, kantara çıkarılmasından hazzetmez.
Hesabi oyu sevmez.
Oyun, tartıya vurulup sandığa atılanından hoşlanmaz.
‘Ya ver, ya da verme’, der!
Ya hep, ya hiç!
***
Baştan çıkaracak oy miktarı hesapları!
Siyasetçinin nefret ettiği bir şey varsa...
O da, işte budur.
Çünkü güvensizlik gösterir; itimadsızlık işaretidir...
Kırar, gücendirir siyasetçiyi.
Bunu asla hak etmediğini düşünür.
Nefret eder, bu fikirden.
Çekip gitmek ister, hiç ardına bakmadan.
Böyle hesaplara gelemez, siyasetçi.
Seçmenin gönlünü paylaşmaz.
Ortak istemez.
Hatta katlanamaz, asla.
‘Ya hep, ya hiç’ der.
Ya oyunu verirsin, ya da vermezin.
Ama terbiye edilmeye gelmez.
Ayar verilmeye, katlanamaz asla.
Çeker gider, yine de kabul etmez.
Tamamına oynar.
Her şeyini ortaya koyar.
Kaybedeceğini bilse de...
En çok sevdiği zamanda bile...
Dönüp bakmaz arkasına.
***
Nerede bu siyasetçi?
Biz neden görmedik onu, diyorsanız...
Ahmet Altan’ın anlattığı kadınlar hangi dünyadaysa...
Benim siyasetçim de orada.
Bakın bir etrafınıza.
Muhakkak görürsünüz, onları.
Hemen gözünüzün önündedirler.
Ama siz farkında değilsiniz.
En iyisi...
Ahmet Altan’ın o yazısını bulup okuyun siz.
***
Yanlış tanımış olmalısınız.
Ya da belki hiç tanımamış.
Hassastır, siyasetçi.
Sadakâtini sınadığınızı hissettiği anda...
Biter, her şey.
Büyü bozulur.
Bırakıp gider.
Bir kere şüphe girdi mi, aranıza...
O güvensizlik kuşkusu...
Kapıyı yüzünüze çarpar.
***
Siyasetçi diyorsam...
Seçmenini seçme kudretine sahip olandır.
Budur, asıl iktidarı.
Kendini kime seçtireceğine karar verebilmek...
Siyasetçinin iktidarı, dişidir aslında.
Edilgen bir kudrettir, o.
Seçmen ise, sanılanın aksine eril tabiatlıdır.
Seçme iradesini kendinde sanır.
Bilmez ki asıl o, seçtiği tarafından seçilmiştir.
Bir strateji oyunuysa, seçmen-siyasetçi ilişkisi...
Kadın mesela, nasıl doğuştan oyuncudur...
Ben de doğuştan siyasetçiyi söylüyorum.
İşte, ondan bahsediyorum.
Oyunuza hesap karışmadıkça...
Sevginize tereddüt katılmadıkça...
Miktarına bakmaz.
Hepsi kabuldür.
Ama az, ama çok.
Siyasetçi, razı olur, kısmetine.
Hesapsız olduğu müddetçe.
Kazanmak için kaybetmeyi göze alır.
Korkmaz, kaybetmekten.
Siz de korkmadan verin oyunuzu.
Hesap kitap yapmadan.
Ya kazanmasını istediğinize.
Ya da kaybettirmek niyetine.
Oyunuz halis olsun!
Her kime verirseniz...
Ya da kime karşı...
Hayırlı olsun!