Baykal niye kaçıyor?

Başbakan, randevu almak için kovalıyor... Baykal, ardına dahi bakmadan kaçıyor. Korku ve telaş içinde...

Başbakan, randevu almak için kovalıyor...
Baykal, ardına dahi bakmadan kaçıyor.
Korku ve telaş içinde...
Millet de oturmuş, bu kovalamacayı seyrediyor.
İzleyenler muhtemelen şaşkın.
Siz, ne dersiniz?
***
Şahsen, politik psikoloji için örnek bir vaka olduğunu düşünüyorum.
Zaten ben olsam, Türkiye’deki siyasi alanın etrafını komple çevirip, kapısına iki tabela asardım.
Birinde; ‘Dikkat, girilmez’ yazardı.
Diğerinde; ‘Laboratuvar deney sahası’...
Bilimsel gelişmeye manidar sayılacak miktarda katkı sunabilir, bu saha.
Hafife almayın...
Başbakan-Baykal gerilimi üzerinde, bu sebeple çok durulmalı.
Bir vaka olarak derinlemesine çalışılmalı.
Güçlü bir hayret nidasıyla başlamalı, bu doktora tezi;
‘Nasıl olur da!’...
İşte bu sorulmalı...
Bir ana muhalefet lideri, randevu isteyen bir Başbakan’dan köşe bucak nasıl kaçar?
Olmadık mazeretlerin, gülünç bahanelerin arkasına nasıl saklanır?
Millet, bu işe ne der?
***
Baykal’ın durumuna teşhis koyacak olsam, ben ‘temas fobisi’ derdim.
Kaderin garip cilvelerinden olsa gerek ki; temas kavramı, siyasetin ayrılmaz parçasıdır.
Siyasetçi, çoğunlukla ‘temas’larda bulunur.
Mesaisinin büyük bölümü, temaslarla geçer.
Bu gerçek, Baykal’ın ‘temas korkusu’ndan mustarip olmasını anlamamızı, daha da zorlaştırıyor.
Bakın, neden?
Başbakan, daha evvel de Baykal’la birçok kez tek taraflı temas kurdu.
Parti genel merkez binasına ‘hayırlı olsun’a gitti.
Helikopteri tehlike atlattığında, bir partilisi kazaya uğradığında ya da hastalık, ölüm vb. hallerde...
Başbakan, her defasında mutlaka Baykal’ı aradı.
En ateşli kavgalarının ortasında bile, bu insanlık görevini ihmal etmedi.
Beraber çalıştığım 3.5 yıl içinde, ben buna şahidim.
Ama tersi, hiç olmadı.
Baykal, AK Parti’nin yeni genel merkez binasına hiç gelmedi.
Eski genel merkez binasında bir gece silahlı saldırı yaşandı...
Baykal, hiç aramadı.
Bombalı terör tuzağı, İstanbul il binasını vurdu; ölenler, yaralananlar oldu.
Baykal, ‘geçmiş olsun’a gelmek şöyle dursun, bir telefonu bile çok gördü.
Gel zaman, git zaman...Şimdi Başbakan, terör örgütünün tasfiyesini konuşmak için görüşmek istiyor.
Baykal, bundan da kaçınıyor.
Bir taraf, temas kurmak için her türlü fedakârlığa katlanıyor.
Diğeri, kaçabildiği yere kadar kaçıyor.
Siyasi temastan, insani dokunuştan korkuyor, Baykal.
Başbakan da zayıf noktasını yakalamış gibi, üstüne üstüne gidiyor.
***
Bana kalırsa bu kovalamaca, Baykal köşeye sıkışıncaya kadar devam edecek.
Her halükârda Başbakan, murad alacak bu işten...
Politik psikolojinin, az çok aklı kesen herkese verdiği küçük bir sırdır, bu...
Fakat, Baykal’ın hali ne olacak; korkusunu yenebilecek mi?
Temas korkusunun kökenine inmek lazım.
Ya özgüven eksikliğindendir, ya da mahçubiyetten...