Baykal'a inanmak istiyorum

Eğer izin verirseniz, bu pazar günü, CHP lideri sayın Baykal'a diyeceklerim var. Kilometreyi sıfırlama niyetine, canı gönülden inanmak istiyorum.

Eğer izin verirseniz, bu pazar günü, CHP lideri sayın Baykal’a diyeceklerim var.
Kilometreyi sıfırlama niyetine, canı gönülden inanmak istiyorum.
Kendi namı hesabıma, her şeyi unutmaya hazırım.
Bütün çelişkileri, tutarsızlıkları, inandırıcılık sorunlarını bir kalemde silip atmaya da varım.
Samimiyet testine bile sokmam.
Yeter ki, işe Anayasa’dan başlayın.
Yoksa hiç kusura bakmayın, darbe anayasası orada dururken...
Siz, ‘Darbecilerden ve kendimden başka kimselere elletmem; noktasına, virgülüne bile dokundurtmam’ diye, cansiperane o anayasayı korumaya almışken...
‘Darbecileri yargılayalım’ naraları, bana biraz yalancı pehlivan peşrevi gibi geliyor.
***
Biliyorum, bu dünyaya kazık çaktıklarını zanneden bazı küçük adamlar, yolunuzu kesecekler.
Madem ki bu mindere çıktınız, onlara aldırmayın.
Sözlerimi, sekerat döşeğindeki birinin hasbihali sayın.
Çünkü niyetim, kimseyle ağız dalaşına girmek değil.
Ne laf yetiştirme derdindeyim, ne de
alt etmek gibi bir
iddiam var.
Biraz İsa’vari takılalım istiyorum.
Bu dünyanın krallığı uğruna iktidar mücadelesi hırsından geçelim.
En iyi iktidarları gene siz yaşayın, dünya nimetlerinin en tatlıları gene sizin olsun.
Keyfinizce sefasını sürün, helali hoş da olsun.
Sizden tek ricam;
Bütün hesap kitabınızı, bunun üzerine kurmayın.
Rövanşist duygular üstünde sörf yapmayın.
Valizini toplayıp ebediyyete göçe hazırlanan fanilerin son sözlerini, iyi dinleyin.
Çünkü, ‘Onlardan birini, hâkim önüne çıkaralım’ diyorsunuz.
Onu da yapalım, ama elimize ne geçecek?
İçimizi rahatlattık, diyelim.
Hayatlarımız da, o darbecilerin ‘eli mahsulü’ anayasal sınırlardan kurtulmuş olacak mı?
***
Bakın, size, yaşanmış küçük bir hikâye anlatmak istiyorum.
Belki meseleyi, o zaman daha iyi anlarsınız.
Bir tanıdığın başına gelmiş, aynıyla vaki...
İlkokulda okuyan kızı, bir gün annesine ‘Biz Kürt müyüz?’ diye sormuş.
‘Evet kızım’ demiş, annesi.
Kızcağız, isyanla karışık duygular içinde, zaten başı da örtülü olan annesine demiş ki:
‘Ama anne! Atatürk’ün sevmediği ne varsa o olmuşsunuz siz de.’
Atatürk’ü böyle tasvir eden bir anayasayla daha ne kadar idare edileceğiz?
Günahımız katmerli, ama en korkunç vahşetler bile affediliyor.
Biz, ne gün azad edileceğiz?
***
İyi kötü neyimiz varsa, bu ülkeye borçluyuz.
Bütün ezasına, cefasına rağmen...
Allah gene de zeval vermesin.
Zaten içi içine... Başı, yere de göğe de sığmayan bir milletiz.
Kan davaları da güder, intikam peşinde de koşarız.
Birimiz mezara, diğerimiz kodese gider.
Bizim olmayanı başkasına da yar etmeyiz.
Sayın Baykal;
Gelin, bir değişiklik yapalım.
Bu sefer, bedelini göze alıp başkasını cezalandırmak yerine, kendimizi mükafaatlandıralım.
Yani, geçmişin darbecilerini cezalandırmasanız da olur.
Hayatımızı onların ipoteğinden kurtarın...
Bizi, darbe anayasasından azad edin,  yeter.
Yok mu, bir çaresi?
Şu fani dünyada, ülkemizi nimet bilsek..
Güneş, hepimizi ısıtan bir kaynak...
Ay, gecelerimizi aydınlatan loş bir lamba olsa...
Anayasa, hep birlikte gölgesine sığabileceğimiz bir şemsiye gibi açılsa üstümüzde...
Kime zararı var?
***
Deriz ya, samimi ol, canımı ye!
Sayın Baykal;
Bu saatten sonra Kenan Evren’i yargılatsanız ne, yargılatmasanız ne?...
İçimizdeki, beynimizdeki darbecilerin hesabını kesememişiz daha.
İş o ki, anayasayı değiştirebilesiniz.
Buyrun, başı
siz çekin.
Olan oldu, geçen geçti...
‘Ne uğruna?’ diye, sormuyorum.
Faydası yok...
Sadece, dünya gözüyle bu ülkenin iyi günlerini de görelim.
Çok görmeyin...
***
Madem insanız, itiş kakış, Allah’ın emri.
Her yarışta olur.
Demokratik mücadelenin de ruhunda var.
Tamam da, sayın Baykal;
Her şey, itiş kakıştan mı ibaret?
Düşmanların bile barıştığı günleri unuttuk mu?
Cahiliye devri insanları dahi ‘haram ayları’nı tanırdı.
Biz, hiç gün görmeyecek miyiz?
Şu ölümlü dünyanın derdine, gailesine bakıp, soruyorum sadece;
Bunca zaman birbirimize dar ettik koca memleketi...
Değer mi diyorum, değer mi?