Baykal?a niyet, referanduma kısmet

Deniz Baykal, söylemişti. Daha yerel seçim kampanyasının başlarıydı. Belki de ilk mitingindeydi.

Deniz Baykal, söylemişti.
Daha yerel seçim kampanyasının başlarıydı.
Belki de ilk mitingindeydi.
Seslendiği halka demişti ki:
Önünüze sandıklar geldiğinde...
Sakın ha!
Yalnızca belediye seçimleri, diye düşünmeyin.
Kullanacağınız oy var ya...
Neye niyet ederseniz, işte onun yerine geçer.
Genel seçim niyetine atıyorum, derseniz...
O da kabul olur.
Oyunuz, Başbakan Erdoğan’a da gider.
İsterseniz CHP adayını başkan seçerken...
AK Parti’yi de iktidardan düşürebilirsiniz.
İşte size fırsat...
Neye niyet, ona kısmet.
Haydi sandık başına!
***
Ben de diyorum ki:
Eğer bu sandık, niyetleri kabul ediyorsa...
Eğer, ameller gibi oylar da niyetlere göreyse...
Var mısınız, anayasa referandumuna?
Haydi, hep birlikte niyet edelim.
Gelin bu seçimleri, gerçek bir fırsata dönüştürelim.
Demokratik bir Anayasa niyetine, diyelim.
Hani Başbakan, Anayasa’yı kısmen de olsa değiştirmekten söz etti ya!
Hani parti kapatmaya, Türkiye milletvekilliğine, yargı denetimini genişletmeye dair reform vaadi var ya!
İşte o reform paketine niyetlenelim.
Oyumuzu sandığa atarken...
İçimizden bir de, anayasa niyetine, diyelim.
Bakarsınız, referandum yerine de geçer.
Bakarsınız, niyetimize göre kabul olur, oyumuz.
Bir oyla, iki iş yapmış oluruz.
Fena mı?
Sakın unutmayın!
Neye niyet ederseniz...
İşte o çıkar kısmetinize.
Haydi, var mısınız referandum niyetine?

Bekir Coşkun, nereye böyle?
Bekir Coşkun, gene coşmuş.
Kaptırmış, gidiyor.
Nereye böyle, üstad!
Quo Vadis, yani?
Bana da söylenerek...
Toplanmış, gidiyor gibisin.
Bu telaş, bu acele niye?
Hem Roma, o yana değil ki...
Çarmıha gerilmeye gitmediğin kesin.
Öyleyse bu hava, bu afra-tafra niye?
Söyle, nereye böyle?
***
Olsun diyorum, olsun.
Nezdimde mazurdur, çünkü.
Kendime kızıyorum ben, aslında.
Başbakan, Bekir Coşkun’u diyet ister miydi, diye sorulduğunda...
Araya girip kendimce cevap verdim.
Madem ki, abes ile iştigal ettim,
İşte ben de abese muhatap olmayı hak ettim.
***
O dört güzide kadının sorusu...
Köylüleri niçin öldürmeliyiz, gibi gelmişti bana.
Kalakaldım öylece.
Bunu kendimize niçin sormalıyız ki?
Madem ki Şükrü Erbaş dururken, İsmet Özel’in ‘akla karşı tezini’ kabul ettim.
Madem ki:
‘’Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
...
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
...
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde...’’
dizelerine itibar etmedim, Şükrü Erbaş’ın.
Ve madem ki:
‘’Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Bu sorunun karşılığını bulamıyorum
içinden çıkılmaz bir olay, ama önemsiz
köylüleri öldürmesek de olur
hatta onların kalın suratlarını
görmezlikten gelebiliriz
yapılacak çok şey var daha’’
dizelerine uydum, İsmet Özel’in.
İşte ben de ziyadesiyle hak ettim, bunu.
***
Madem ki, ‘aklı ermeyenler okumasın’ uyarısını zorunlu tutmadım.
O yazıma takılanlara, söyleyecek sözüm yok, artık.
Bakın, IQ testimi geçemediniz, diyemem.
Mazursunuz, mazur.
Ben ki, Balbay’ın günlüklerindeki ‘örnek gazeteci’ tayfasına girmem.
Kendisiyle dayanışmaya da gitmedim, zaten.
Öyleyse, ne dense yeridir.
Hak ettim, demek ki..
***
Bekir Coşkun’un sözüne karşılık benim sözüm, dedim.
Fena halde yanıldım, hata ettim.
Hak ettim bunu, ben.
Ben ki, kavgada bile sınır olsun, dedim.
Hem de büyük hata ettim.
Sözüme karşılık dişimi versem de kurtulamam, artık.
En iyisi, ben susayım da siz söyleyin!
Ne diyet istersiniz?
***
Ben ki, kenarından dolaşmak yerine...
Destursuz mevzuya daldım.
Neyse günahım, razıyım cezama.
Olsun, bitsin.
Siz sağ, ben selamet...
Varıp yolumuza gidelim.