Baykal'ın dünyayı sarstığı gün

'Dünyayı Sarsacak On Gün' diye bir kitap çıktı Elips'ten. Anlatım zayıf olsa da, fikir çok çarpıcı...

‘Dünyayı Sarsacak On Gün’ diye bir kitap çıktı Elips’ten.
Anlatım zayıf olsa da, fikir çok çarpıcı...
İran’ın Nükleer Tesislerini İsrail’in Vurduğu, Google’ın New York Times’ı 1 Dolara Satın Aldığı, Çin’in Tayvan’ı İşgal  Ettiği, Fransa’nın Almanya Nüfusunu Geçtiği, Asyalıların Tüm Nobel Ödüllerini Topladığı türden günler...
Yazarı Alain Minc, füturistik öngörülerle tek tek her günün kurmaca hikayesini anlatıyor.
Bugünden bakınca, gerçekleşmesi zor ama imkansız olmayan bir gelecek...
Hepsi, tek başına bir devrin sonunu getirecek büyük hadiselerden sözediliyor.
Google New York Times’ı alırsa, o gün, yazılı basın çağı kapanacak.
Gutenberg devriminin sonuna gelmiş olacağız.
Çin’in Tayvan’ı işgal ettiği gün, karşılık veremeyeceği için ABD’nin küresel hegemonyası bitecek.
İsrail İran’ı vurduğundaysa, yeni bir cihan harbinin fitili ateşlenmiş olacak.
Bunlar, vuku bulduklarında, gerçekten de dünyayı sarsacak günler.
Kaderlerimizi böylesine derinden etkileyecek çapta başka olayların gelişini de kestirebiliriz.
Güç dengelerini bilmek, biraz küresel trendleri okumak, biraz ihtimaller teorisi çalışmak kafi.
Şöyle bir soru üzerinden gidebiliriz;
Acaba, Türkiye’nin dünyayı sarsacak bir günü nasıl olur?
Kimsenin itiraz etmeyeceği, herkesin üzerinde ittifakla birleşeceği bir gün olmalı.
El cevap; Baykal’ın siyaseten başarıya ulaştığı gün.
Bakın neden?
***
Tarihin tekerine çomak sokmak, zamanın yolunu kesmek, saatleri durdurmaya çalışmak, gerçeğin karşısına dikilmek, dağdan inişlerin önüne çıkmak...
İmkânsız bir görevdir.
Deniz Baykal, bu yola baş koymuş.
Siyaseten imkânsızı başarmaya çalışıyor.
Demokratik açılım konulu Meclis oturumunda dinledim en son; canla başla gayret ediyordu.
Açık konuşacağım;
Muvaffakiyetler dilemeye varmıyor dilim.
Ama söylemeden de geçemeyeceğim; kaderi böyle yazıldıysa, hafazanallah düşman başına gelsin istemem.
Yok şayet, çoktan seçmeli olarak kendi hür iradesiyle üstlendiyse bu misyonu...
İşi zor, yükü ağır, duadan başka çaresi görünmüyor.
***
Şimdi size, gelecekle ilgili kesin öngörümü açıklıyorum;
Baykal, eğer şunlardan birini başarırsa, sadece Türkiye’yi değil, dünyanın gidişatını da rotasından çıkarmış olur. 
* Kürt’e Kürt denmesini, Türk’e sevdirmemek; birinin kazancını diğerinin kaybı gibi göstermek. 
* Kürt mutlu olursa, Türk’ün mutlu olamayacağına inandırmak...Birbirlerinin mutluluğunda gözleri varmışçasına onları şüpheye düşürmek, çekememezlik duygusunu kaşımak.
* İnkâr siyasetini, ulus-devletin olmazsa olmaz şartı saymak; etnik kimliklerin tanınmasını,  devleti yıkma girişimi olarak sunmak.
* PKK’yı, ‘ayrılıkçılık, bölücülük’ ideallerinden geri döndürmemek, dönenleri zinhar kabul etmemek.
* Dağdan inmeye yeltenenlere, asla imkan ve fırsat vermemek.
* Bölünme korkusunu, kalplerimizden sakın ola çıkarmamak.
* Bizi, bu dert ve belalardan bir gün olsun azad etmemek.
* Sorunları hükümetlere çözdürüp, muhalefetin işini gücünü elinden aldırmamak.
* İçimize ferahlık, zihinlerimize açıklık, kesemize bereket, hanemize huzur gelmesine izin vermemek.
* Birleşmeyi bölünme, parçalanma göstermek.
* Cümle kulların doğrusunu yanlış eylemek.
***
Başardığı gün, Türkiye’yi de, dünyayı da sarsabilir.
Velakin Baykal’ın başarısı, dualarının kabulüne bağlı.
Sizi duyar gibiyim; haklısınız!
Dua değil, düpedüz beddua derler bunun adına.
Çünkü kendine iyilik değil, başkasına kötülük dilemektir bu.
Ben biliyorum da, Baykal da farkında mıdır dersiniz?
Siz, en iyisi bir de ona anlatın...