Ben, sen ve öteki 6 milyar

Şunun şurasında bizden başka birkaç 10 milyon insanla aynı ülkede yaşıyoruz. Kopardığımız gürültüye, çıkardığımız tantanaya kıyasla küçük bir dünya bizimki. Yine de geçinemiyoruz.

Şunun şurasında bizden başka birkaç 10 milyon insanla aynı ülkede yaşıyoruz.
Kopardığımız gürültüye, çıkardığımız tantanaya kıyasla küçük bir dünya bizimki.
Yine de geçinemiyoruz.
Bir de yeryüzünde aynı kaderi paylaştıklarımıza bakın...
Kader dediysem, lafın gelişi değil.
Yaşadığımız serüvenler bize mahsus, her birinin üzerinde kendi isimlerimiz yazıyor.
İmzalarımızdaki yazı karakteri, ellerimizdeki titreşimler farklı.
Ama aramızda müşterek bir ‘insani öz’ yok mu?
İşte kaderlerimizi birbirine bağlayan odur.
İster istemez, o hayatları merak ediyoruz.
Bir şekilde kendilerine çekiyor, bizi.
Kayıtsız, umarsız kalamıyoruz.
Bırakın aynı çatıyı, aynı gökkubbenin altına birlikte sığamadığımız o hayatlarda, neler olup bitiyor?
***
‘Öteki 6 milyar’ı anlatan bir belgesel film projesi tasarlayın kafanızda.
Farz edelim ki, yeryüzündeki diğer hemcinslerinizin sizden farkını ortaya çıkaracaksınız.
Ve akrabalığınızın kanıtı sayılacak benzerliklerinizi, bir olan taraflarınızı...
Siz olsanız, nasıl bir belgesel çekerdiniz?
Ben, ne yapacağımı söyleyeyim size.
Kara Afrika’dan girer, Moğol bozkırlarından çıkardım.
Erkeğin hâlâ Âdem, kadının da Havva gibi yaşadığı Uzakdoğu’daki bakir adalardan başlar, batıya doğru, eteklerinde Amerikan yerlilerinin dolaştığı Smoky Mountains’a kadar hiç durmadan giderdim.
Yolumun üstüne çıkan bütün paralel hayatları kolaçan ederdim.
Teknolojik gelişmenin henüz hiç uğramadığı yerler bulurdum.
Alfabesiz, lügatsiz, televizyonsuz, radyosuz yaşayagelen otantik halklardan, en hızlı şehirlerin sakinlerine kadar, her yerde izini sürerdim insanın.
Ve ayrı tarih dilimlerinde yaşayan tüm bu insanlara aynı soruları sorardım.
İnsan ırkı varolalı beri, her zaman, her yerde geçerli olan sorular.
İnsan denen muammanın asgari müşterekleri, hangi genlerde saklıdır?
Aşk, sevgi, korku, özlem, acı, şefkat, şehvet, tamahkarlık, hırs, arzu, merak, kıskançlık
İnsan doğasının değişmezlerini bulmaya çalışırdım.
Böyle bir projeyi benden evvel akıl edenler oldu tabii.
Ünlü fotoğrafçı Yann Arthus-Bertrand, 6 yönetmenle 75 ülkede, 5 bin mülakat çekti.
Brezilyalı balıkçıdan Çinli nalbura, Alman şarkıcıdan Afgan çiftçiye uzanan çeşitlilikteki insana korkuları, hayalleri ve umutlarını sordu.
Toplam 40 civarında sorudan oluşan basit mülakatlar...
Hepsi aynı sorulara cevap verdi.
Ortaya ‘6 milyar öteki’ çıktı.
Küresel ölçekte bir profil çıkarma çalışması da diyebilirsiniz.
‘6 Billion Others’ belgeseli, insan özümüze doğru yapılmış bir keşif seyahati.
İlk video gösterimi, geçtiğimiz ocak ayında Paris’te yapıldı.
***
Tarihin akışı, kavimlerin göçüyle hızlanır.
Birbirimizden kaçışla yani...
Büyük göçler, bir bakıma ‘ötekileşme’ tarihimizin de başlangıcıdır.
Yeryüzüne nasıl dağıldığımızı, nasıl ayrı düştüğümüzü anlatır.
Bir hicret hikâyesidir, bütün geçmişimiz.
Bizim açımızdan bakınca, hicret...
Üçüncü bir göz içinse, ‘muhaceret’ demek daha doğru olur.
Karşılıklı göç halindeyiz çünkü.
Birbirimizden birbirimize doğru...
Her göçebe, aynı zamanda içsel bir hicrete çıkar.
Bir hayattan ötekine gibi görünse de, aslında kendinden kendinedir o göç...
Kalkış yeri de, varış menzili de kendi hayatı...
İnsanın kendi kendini keşfidir, hicret...
Öteki hayatların çekiciliği de bundandır bence.
***
Profili karşınıza çıkarılan ‘6 milyar öteki’ye bakınca, daha iyi anlıyorsunuz.
Beğensek de, beğenmesek de...
Yok aslında birbirimizden pek bir farkımız.
İnsan, hep aynı insan...
Hepimiz doğar, yaşar ve ölürüz.
Eşitliği sadece hayatımızın en başında ve en sonunda yakalarız.
İlk ve son nefeslerimizde...
Ortası ise, hayat dediğimiz trajik durumdur.
İnsanlık durumu, en iyi acı ve gözyaşıyla tarif edilir.
Mutluluk, bu hikayedeki kısa molalardan başka bir şey değil.
Onun için kadim sorularımız hiç değişmez.
Cevaplarımız da öyle...
Âdem ile Havva’dan beri...
Aramızdaki bağlar ne kadar köklü ise, biz de o kadar uzağız birbirimizden.
Her geçen gün daha da uzaklara atıyor bizi.
Coğrafi mesafeler kısaldıkça, iletişim imkânları geliştikçe bağlılığımız zayıflıyor.
Kabile insanından tek kişilik klanlara dönüşüyoruz.
Yalnızlık, giderek daha çok kaderimiz oluyor.
Zaten yalnız gelip, yalnız gittiğimiz bu hayatı, bir de neden yalnız yaşıyoruz?
Anlamak için, bu belgeseli bir gün mutlaka izleyin.
Ötekilerin serüvenlerinde eminim kendinizi bulacaksınız.