Bir medya ermişi olarak Dinç Bey

Nefsini bu denli hırpalatması tuhaf gelebilir ilk bakışta. Ama maruz kaldığı hırçınlıklar, nasıl bilgeleştiğini göstermesine yarıyor.

Dinç Bilgin’i izliyor musunuz? Nadiren gazete ve televizyon mülakatları veriyor. Ben çok istifade ediyorum.
En son izlediğimde, 28 Şubat medyasının günahları ve o dönem sahibi olduğu grubun bu işteki hissesi hakkında sorguya çektiriyordu kendini.
Nefsini bu denli hırpalatması tuhaf, hatta mazoşistçe gelebilir ilk bakışta. Ama maruz kaldığı ekran hırçınlıkları, kemalata erip bilgeleştiğini göstermesine yarıyor.
Dinç Bey’in bunu bir mağduriyet pazarlama ya da bilgelik satma stratejisiyle planlayarak yaptığını hiç sanmıyorum.
Toplum vicdanında aklanma içgüdüsü belirgin. Ama başına gelenlerden toplumsal bir fayda çıkarma gayreti de bariz şekilde seziliyor.
Medya dünyamızın gelmiş geçmiş belki de en yenilikçi patronuydu Dinç Bey. Dikkati, zekâsı, birikimi hâlâ etkileyici. O da mevcutlar içinde hâlâ kendini beğeniyor zaten.
Eleştirilere hedef olmaktan da özeleştiri oklarından da gözünü sakınmayan kamil hallerini ben dahi beğeniyorum. Bütün kibrine rağmen kendine karşı acımasız oluşu, ermişlik mertebesine yükseltiyor onu.
Üstüne gelindikçe aldığı her darbeyi sabırla sineye çeken kompleksiz bir iletişim gurusu, mütevekkil bir medya ermişi gibiydi son gördüğümde. Fazlaca örselenmiş, fakat ezik durmuyordu.
Lüzumlu, lüzumsuz bir dünya lafın arasından şu söylediklerini çekip bir yere not ettim:
“1984’lerde, ben bıraktığımda, Yeni Asır gazetesi 120 bin satıyordu. Geçen zamanda İzmir’in nüfusu 5 misli büyüdü, Yeni Asır’ın tirajı ise 5 misli küçüldü. Ne oldu o arada?”
Şahsi başarısını, kanıtlanmış gazete satma becerisini vurgulamak gayesiyle rakamları biraz mübalağa etmiş olabilir. Fakat övünürken de tirajlardaki tıkanıklığa işaret ederken de haksız mı?
Geçmişin milyonluk tirajları bugün hayal bile edilemediğine göre bazı şeylerin yanlış gittiği muhakkak.
Yanlışlığı; Facebook, Twitter sanki icat edilmemiş gibi gazete yapılmasında arıyor Dinç Bey. Eski tarz haberciliğin hızı, yeni medyayla rekabette geri kalıyormuş.
Gazetelerin, toplumun da gerisinden gelmesinin bu sonuçtaki payı daha çok bence. Toplum büyük değişimler geçirirken onlar yerinde sayıyor çünkü.
Ipsos KMG’nin araştırması, Radikal’de kısmen yayımlanmıştı. Türkiye’de orta sınıf, genel nüfusun yüzde 59’una ulaşmış.
Gazete okumaya ayıracak parası ve zamanı olan sosyo-ekonomik katmanlar genişlemiş, bir yılda 2 milyona yakın insan orta tabakaya katılmış.
Okur evrenine milyonlarca yeni üye gelmiş. Ama tirajlar baş aşağı inişte, yukarı doğru bir hareketlenme yok. Gazeteler, farklı bir yaşam alanı açamıyor önlerinde.
Kâğıt gazetelerin elektronik medyayla yarışamadığı, Gutenberg teknolojisinin dijital mecralarda haberin yayılma hızına yetişemediği vesaire gibi tespitler bir yere kadar doğru. Ancak bütün fenomeni izah etmiyor.
Toplam okur evreni büyürken gazetelerin toplam tirajı büyümüyorsa gazeteler ihtiyaca hitap etmiyordur. Orası kesin ama ihtiyaç ne?
Sorun, ihtiyacın kestirilememesinde.
Dinç Bey, medyanın tüm dünyadaki gidişatını takip ediyor ve anladığım kadarıyla bu konularda konuşmayı da çok seviyor.
Hevesini tatmin edebileceği, yoğunlaşmaya da hayli müsait bir alan bekliyor burada onu.
Patronluk defterini bir daha açmamak üzere kapatmış madem, hayrına son bir hizmeti geçsin medyamıza. Nefsi müdafaa psikolojisinden sıyrılıp tamamen bu tartışmaya odaklansa isabetli olmaz mı?