Bırakın da Gezi'ye ayağımız alışsın

Önemli olan, dostla düşmandan önce demokrasiyi tanımaktır. Karşılıklı kara listeler yapmayı bıraksak da kimseleri korkutup kaçırmasak.

Eline kalemi, kâğıdı alıp Gezi’ye geç gelenlerin çetelesini tutanlar var.

Arayana gerekçe mi yok:

“En civcivli zamanında ortalarda gözükmediler de işin rengi netleşmeye başlayınca mı yanaşıyorlar bize!

Kazanan taraf olduk diye mi haklılığımızı fark ettiler!

Ortalık yatışınca mı akıllarına geldi!

Biz su yerken, gaz yerken neredeydiler!

TOMA’lara karşı direnirken niye yanımızda değildiler!

Turnusol kâğıdı gibi oldu bu eylem, çok iyi oldu, gerçek yüzlerini gördük!”

Bir sanatçı, bir siyasetçi, bir yazar, bir çizer ve hatta bir magazin figürü, bir sosyal medya fenomeni bu kıstaslarla yargılanırken bulabiliyor kendini.
Gözünün yaşına bakmadan derhal mimliyorlar.

Güya, bedelini ödemedikleri bir zaferin nimetlerine ortak olmak için boy göstermiş oluyorlar.

Hükmü verip cezayı da basıyorlar: Falankesler ile filankeslerin Gezi Parkı’ndan mennine...

Riskten kaçanlar, sahte kahramanlar, ucuz faydacılar, korkak yancılar, kurnaz tilkiler vesaire şeklinde her birini damgalayıp müebbete mahkûm ediyorlar.

Fakat tek taraflı da işlemiyor bu kapıları içerden kilitleyip üstüne mühür vurma işi.

Tersinden listeler de yapılıyor; kimler çapulculara arka çıktı, kimler çıkmadı diye.

Herkes, en son görüldüğü hal üzere bir fikr-i sabit hücresine tıkılıyor.

Büyük günahların en büyüğünü işleyene bile Allah indinde tövbe kapısı açıktır ya... Kul yapısı bu, bizim keskin taraftarlar nezdinde pek kabul görmüyor.

Bir daha açılmamak üzere Gezi Parkı’nın kapısını o taraftakilerin yüzüne çarpanlar olduğu gibi, bu taraftakilerin üstüne kapatanlar da oluyor.
Artık kim, hangi yanda mahpus kaldıysa. Oradan oraya geçilemiyor, kapılar tutulmuş.

“Dost-düşman belli oldu” deniyor.

Görmek isteyen göze düşman çok:

“Maskeler düşmedi mi işte, herkes asıl yüzünü göstermedi mi!”

Kim ikiyüzlü sahtekâr, kim arkadan vurmak için fırsat kolluyor, kim ilk zorlukta satıyor, kim ölümüne sadık, kim hangi safta yer alıyor hepsini tanımadık mı?”

Gariptir, her iki listedekiler de demokrasiden yana ve demokrasiye karşı olanlar şeklinde işaretleniyor.

Ben ise o parka bir demokrasi durağı olarak bakmaktan yanayım.

Dostlarla düşmanları bıçak gibi kesip ikiye ayrıştıracak bir ‘fanatizm’ testi olarak değil.

Uzay mekiği gibi ayda yılda bir fırlatılan bir araç olarak da değil.

İnsan ömründe ancak bir kez kalkan cinsten bir tren gibi de değil.

Geç kalanlar, yetişenler ve bekleyenler için her gün, her saat, her dakika vasıtaların kalktığı bir durak.

Kaçırdın mı yanmazsın. Bir dahakine binersin.

Önemli olan, demokrasinin yolcusu olmaktır.

Önemli olan, Gezi Parkı’na da sandığa da aynı iştiyakla gidebilmektir.

Önemli olan, dostla düşmandan önce demokrasiyi tanımaktır.

Karşılıklı kara listeler yapmayı bıraksak da kimseleri korkutup kaçırmasak. Şu demokrasiye de Gezi’ye de herkesin ayağı alışsa fena mı olur?