Bırakın gelsinler

Lafa doğrudan gireceğim. Öyle süslü cümleler de beklemeyin; derin analizlere ihtiyaç yok. Şu kadar basit...

Lafa doğrudan gireceğim.
Öyle süslü cümleler de beklemeyin; derin analizlere ihtiyaç yok.
Şu kadar basit;
Düşmanlık üzerine kurulu düzenler, düşmanın ortadan kalkmasıyla bozulur.
Yoksa ‘siz’ de, düzeni bozulacak olanlardan mısınız?
Değilseniz, oyuna gelmeyin sakın.
Bu hikâyenin mutlu sonla biteceğini hayal edin bir an.
Silahları bırakıp, aramıza dönecekler.
Geçmişi, bir kalemde silip unutamayacağız belki...
Acılarımız tazeyken, üstüne toprak örtüp gömmekte zorlanacağız elbet.
Anlaşılabilir şeyler bunlar; çünkü insanız nihayetinde.
Fakat düşünün, aynı acıları bir daha yaşamama ihtimali çıktı önümüze.
Kucaklaşacağız, nifak surlarını kaldıracağız aradan.
Ötesi var mı?
***
Siyaset, sitcom oyununa döndü.
Sık sık, ‘teatral bir gösteri izliyoruz’ hissine kapılıyorum.
İhtiyaç duyduğumuz tepkiler değil, gördüklerimiz.
Özlemlerimizle, acılarımızla, insanlığımızla ‘biz’ yokuz o sahnede...
‘Biz’i anlatmıyor, bu oyun.
‘Siz’ öyle düşünüyorsunuz, ben böyle.
Baykal ile Bahçeli bir telden çalıyor, Ahmet Türk ayrı bir telden...
Hepsi de tutmuş, hükümeti çekiştiriyor... Hükümet de onları...
Bunu da makûl karşılarım.
Diyelim ki hükümet, süreci, baştan daha iyi yönetebilirdi...
Diyelim ki DTP, daha sorumlu davranabilirdi...
Fakat yine de bir sorun var;
Peki biz seyirciler, ne olacağız?
***
Madem siyasi güç mücadelesi oynanıyor, madem bilek güreşi yapıyorlar...
‘Bakalım, kim galebe çalacak?’ diyebilir miyiz?
En büyük tehlike, sessiz kalmayı kendimize yedirmektir, bilelim.
Çünkü yeniden bir sessizlik sarmalına doğru sürükleniyoruz.
Makûl çoğunluk, kabuğuna çekiliyor.
Beylik laflar, dolduruyor meydanı.
Sağduyunun sesini bastırıp eziyor.
Aklın klişelere rehin düştüğü, vicdanın sürüldüğü zamanlarda olur bunlar.
Boşalttığımız bütün mevzileri, kabaran öfke doldurur.
Bir adım öne çıkmak cesaret ister.
Resmi doğrular karşısında hayatın acı gerçekleri geri çekilir, siner, küçülür, yalnızlaşır...
Hayatın bir tiyatro olmadığını biliriz bilmesine...
Çıkıp haykırmak isteriz ama, kendi içimizde boğulur sesimiz.
‘Gündem kurma oyunu’ derler buna.
Güç mücadelesinin en önemli meydan muharebelerinden biridir.
Merkez bölge kuşatıldığında, makul çoğunluğun süngüsü düşer.
Bir kenara çekilip beklemeye başlar, olan biteni seyreder...
El ovuşturup hasılat bekleyenler ise, sahnede üstünlük sağlayanlardır.
İnsanlığın sükût ettiği anlardan biridir bu.
‘İnsaniyet namına’ diye başlamak, fayda eder mi?
***
Bu tiyatro bittiğinde, perde indiğinde...
Biz gene acılarımızla baş başa kalacağız.
Oyuncular, mutlu mesut...
Seyirciler bedel ödeyecek.
Onun için, canım oynamak istemiyor.
Ve bütün kalbimle haykırıyorum;
Aklınızı başınıza alın, bu fırsat kaçmaz!
Bu günler geçer gider, biz yine başa döneriz.
Bırakın gelsinler!...
Olsun da bitsin, kapansın bu yara.