Birand'ın yıkıcı faaliyetleri

Yıkıcı faaliyetlerin unutulmayacak. Bütün haylazlıklarına, bütün muzipliklerine bin selam.

Darkafalı ve bağnaz biri değildi Mehmet Ali Birand. En ağır suçu buydu bir kere. Diğer bütün suçları, bu ilk ve en ağır suçun bir süreği.

Dar kafalı olmadığı için, ona hayatı dar ettiler.

Hiçbir fikrin fanatiği yahut militanı değildi. Militanlar ve fanatikler, bunun için saldırdı ona.

Yıkıcı gazetecilik faaliyetlerinden dolayı takibata uğradı. Fişlendi, ‘andıç’landı, işinden edildi, yalnız bırakıldı, aşağılandı ve hatta hain damgası yedi.

Yine de uslanmadı, uslanmak nedir bilmedi. Türlü yaramazlıklar yapmaya devam etti.

Yerleşik klişeleri kurcalamayı severdi Birand. Oyuncak kurcalar gibi hem de. Elinden gelse kırıp atardı her birini.

Askerle başı bu yüzden derde girdi.

Militarizmle uğraşmaktan hiç vazgeçmedi. En çok da militarist kafalardan çekti. Mücadele ettiği ağır hastalıklardan bile daha çok.

O güleç yüzünü hiç asmadan asker sorunu, Kürt sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü sorunu, Kıbrıs sorunu, Ege sorunu ve azınlıklar meselesi gibi ideolojik korkulukların beklediği her ne tabu alanı varsa ciddiyetle dokundu.

Üzerine ‘girilmez’ tabelası asılan tehlikeli ve yasak mevzulara, muzipçe çomak sokup durdu hayatı boyunca.

Haylaz bir zekâsı vardı, ele avuca sığmayacak kadar haylaz. Açık sözlü oluşu da buna eklenince başı dertten kurtulmadı.

En aykırı fikirleri, en sempatik mimiklerini takınarak konuşur; “Ne var canım bunda” safiyetiyle pat diye söyleyiverirdi lafı.

Mutlaka hayata çok bağlıydı, mutlaka gıpta edilecek kadar çalışkandı, mutlaka imrenilecek derecede komplekssizdi.

Yokluğunda onu çok arayacağımıza, eksikliğini hep hissedeceğimize, gaflarını bile daima özleyeceğimize şüphe yok.

Yeri tabii ki kolay kolay dolmayacak.

Ama Birand’ı Birand yapan şey, unutmayalım ki en aykırı fikirlere bile açık olmasaydı. Demokrat ve özgürlükçü bir adamdı. Değişimden yana ve yenilikçi...

Şekerim, kuzum diye söze başlardı. Fakat gayri ciddi görünüşünün aksine işini gayet ciddiye alır, zor konuların üstüne giderdi. Sevecen tavrını hiç bozmadan en netameli lafları ederdi.

Mehmet Ali Birand, yıkıcı faaliyetleri olan bir gazeteciydi. Klişeleri, tabuları yıkmak için canla başla uğraşan biri. Pek çok güzel hasleti vardı elbette ama en güzel tarafı da buydu.

Başına çok işler açan, zaman zaman hayatını karartan klişelerle mücadelesine değinmeden olmaz yani. Eski Türkiye’nin yasaklarına, dokunulmaz tabularına karşı yürüttüğü yıkıcı faaliyetleri zikretmeden Birand’ı anmak olmaz.

Gazetecilik mesleğinde olduğu kadar Türkiye’nin demokratikleşme serüveninde de çok büyük emeği var.

Allah’tan, bu ülkenin daha iyi günlerini görüp de gitti.

Her şey için teşekkürler Birand.

Yıkıcı faaliyetlerin unutulmayacak. Bütün haylazlıklarına, bütün muzipliklerine bin selam.