Biri dünyaya 'biz'i anlatsın

"Alfred Hitchcock sinemasının kodlarını çözen adam, Türkiye söz konusu olunca işin içinden çıkamıyor. Zihni allak bullak."

Eski günlerdeki gibi, kimse bizi anlamıyor yine. Kozamıza mı çekiliyoruz koza mı örülüyor başımıza; dünyadan mı dışlanıyoruz dünyayı mı dışlıyoruz; biz mi içe kapanıyoruz, onlar mı bizi yalnızlaştırıyor? Girift mesele!
Kimse bizi anlamıyor. Tam olacakken anlaşılmaz olduk yine. Ben de bunu anlayamıyorum.
Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Ricciardone, askeri sırlarımıza vakıf ama basit bir gerçeği çözemedi geldiği günden beri. Hapisteki gazeteci ve entelektüellerin orada ne aradığını anlayamıyor o da.
Ankara gazetecilerine dert yanarken şöyle diyor: ‘’Demokratikleşen bir ülkede gazetecilerin tutuklanmasını anlayamadım, anlayamıyorum.’’
Bütün çabasına rağmen anlayışını geliştiremediğini itiraf ediyor büyükelçi: ‘’Demokrasisi buraya kadar gelmiş, özgürlüklere değer veren ve demokrasiyi bu kadar bağrına basan insanların yaşadığı bir ülkede entelektüeller ve gazeteciler nasıl parmaklıkların arkasında olur?
Açıkçası anlayamıyorum. Biliyorum, bazıları terörizm suçlamasıyla parmaklıkların arkasındalar. Bu açıklamayı da anlıyorum. Fakat hükümetinizin liderlerinin uzun tutukluluk dönemlerinden kaygılandığına dair açıklamaları var. Anlamaya çalışıyorum...’’
Kafası karışmış, almıyor besbelli. Keşke biri, hard-diski göçmezden önce anlatsa da büyükelçiye, çilesi son bulsa.
Felsefenin pop starı Slavoj Zizek, bir konferanslar serisi için Türkiye’de. Gelmeden önce Hürriyet’e dökmüş içini. Arap Baharı’na rol model olup olamayacağımızı anlayamıyor. Fiyakasına, çalımına yazık; daha ne anlatacak bize?
Çağın filozofundaki kavrayış düzeyine bakın: ‘’Müslüman ülkelere illa biri model olacaksa Türkiye olsun tabii. Türkiye’de bazı paradoksal durumlar da var aslında. Yanlışsam beni düzeltin; AB üyeliğini isteyenler neo-liberal İslamcılarken şüpheyle yaklaşanlar daha ulusalcı bir çizgi izleyen Kemalistlerdi değil mi?’’
Alfred Hitchcock sinemasının kodlarını çözen adam, Türkiye sözkonusu olunca işin içinden çıkamıyor. Zihni allak bullak. Biri de pirincin taşını ayıklayıp Zizek’in önüne koysa iyi olacak, kilitlenip çökmesi an meselesi çünkü.
En müşkülpesentleri bir ara aynı dilden konuştuğumuz batı basını çıktı. Türkiye’ye özgü şartlar yüzünden en karmaşık meselemiz özgürlüklerdi hep. Fakat onlarla özgürlükçülük bahsinde dahi çok iyi anlaşırdık. Şimdi en iyi yanımızı, Türkiye’nin ekonomik mucizesini bile anlamakta muazzam güçlük çekiyorlar.
Demokratik dünyayla sağırlar diyaloğuna geri döndük. Kimin kulağı kime tıkalı, kim kime sağır, kimin anlayışı kıt, kimin natıkası zayıf da anlatamıyor derdini? Çözmek zorlaşıyor her geçen gün.
Independent on Sunday gazetesinin dünya sayfalarında bir makale yayımlandı. Patrick Cocburn imzalı yorum yazısının başlığı bir soru: “Türkiye’nin ekonomik mucizesi sona mı ermek üzere?”
Cevap biraz dolambaçlıydı: ‘’Müslüman demokrasiye model olarak gösterilen Türkiye, komşularının bocalamakta olduğu bu dönemde, aşırı kendine güvenin kurbanı olabilir.’’
Cocburn’a göre, son 10 yılın parlak tablosu sebebiyle birçok yorumcu, Türkiye’nin Arap Baharı’yla yeniden şekillenen İslam dünyasına örnek olabileceğini düşünüyor. Ve bu gidiş, Türkiye’de aşırı bir iyimserlik yaratıyor.
Toplumsal psikoloji karanlık günlerin geride kaldığına, artık ‘bolluk ve refah’ dolu yeni bir yaşama ulaşıldığına kolaylıkla ikna olmuş gibi. ‘’Ama balon patlayabilir her an...’’
Yazar, dış siyaset alanında da sorunlu bir dönemin başlayabileceği görüşünde.Türkiye’nin Orta Doğu’daki fırsatları çok çekici görünse de umduğumuzu bulamayabilirmişiz.
Yazının sonunu şöyle getiriyor:
“Türkiye’nin kendine güven hissi yüksek ancak istikrarlı olmayan bir bölgede.
Ekonomi için de, genel olarak şunu söyleyebiliriz; ‘Türkiye mucizesi’, hayal kırıklığına dönüşebilir.”
Haksızlık lakin!
Kalkınma ve demokrasi arasındaki rabıtanın gevşemesi ekonomiyi kırılgan, özgürlükleri ise tartışmalı yapıyor. Basın azar işittikçe ekonomideki başarı hikayemizin dış görünümü de bozuluyor. Ne alakaysa!
Nevimiz şahsımıza münhasır, ondan sağır kesiliyorlar bize. Anlamak istemiyorlar. İmajımızı çizmeleri hasetten. Ekonomik cazibemiz kaybolsun diye, bu uğraşlar.
Anlaşılmayacak ne var bunda? Biri anlatsın şu gafillere ‘biz’im kim olduğumuzu...