Birliğimizin durumudur

Bazen kendinize dışarıdan bakarsınız. Başkalarının gözünden kendinizi görmeyi denersiniz.

Bazen kendinize dışarıdan bakarsınız.
Başkalarının gözünden kendinizi görmeyi denersiniz.
Şu sıralarda Türkiye’nin de buna şiddetle ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Biz, karşıdan nasıl görünüyoruz?
Diyelim ki, ABD başkanlarının yıllık ‘State of the Union’ konuşmasına benzer bir konuşma yapacaksınız.
Bizim ‘birliğimizin durumu’ nedir, onu anlatacaksınız.
Siyasilerimize soruyorum; gene böyle mi konuşurdunuz?
***
İşte, sizin için dünkü durumun fotoğrafını çekiyorum.
Başbakan, Meclis’te yer alan DTP ile terör örgütünü bir tutmadığını söyledi.
DTP’yle görüşmenin kapılarını açtı.
Daha doğrusu, o kapıların hep açık durduğunu hatırlatmış oldu.
Birlikte çalıştığım dönemde, ben de bunun şahidiyim.
Ahmet Türk, ‘Sorumluluğumuzun billncindeyiz’ diyerek, makul bir karşılık verdi.
E, fena mı oldu şimdi?
Daha ortada görüşme yok, ama lafı bile ortamı yumuşatmaya yetti.
***
MHP ile CHP’nin de, ‘birliğimizin geleceği’ üzerinde tekrar düşünmesi kaçınılmaz.
Hiç kıvırmayalım; birliğimizin ‘beka’ sorunu olduğunu duymayan, bilmeyen kalmadı.
Bahçeli’nin de, Baykal’ın da meselenin ciddiyetini kavradıklarından şüphe etmiyorum.
Kaygılarının tümden yersiz olduğunu da söylemiyorum.
Fakat nedense, ‘açılım’ kavramına ifrit oluyorlar.
Bahçeli, Başbakan’ın DTP ile randevu ihtimaline bile tepkili.
Diyor ki; ‘Açılımın gereğini yapıyorlar’.
Tamam da, yanlışlık bunun neresinde?
Açılımın gereğini
yapmasınlar mı peki?
***
Türkiye’nin kendi içinde bir ‘açık kapı’ politikasına ihtiyacı var.
Birliğimizin bekası buna bağlı.
Devlet Bahçeli, bir an için
karşı kaldırıma geçip manzaraya baksa, diyorum.
Birliğimizin durumu üzerine yapacağı konuşma, işte o zaman bize sahici bir resim verecektir.
***
Ben, bir kez daha AB kaldırımına geçip, bakmayı denedim.
Size de tavsiye ederim.
Önce koordinatları belirleyelim.
AB denince, aklımıza hangi kavramlar geliyor?
Genişleme, açık kapı politikası, hazım sorunu, derogasyonlar, entegrasyon, tam üyelik,
imtiyazlı ortaklık.
Şimdi lütfen elinize bu ölçüleri alıp, ‘biz’e uygulayın.
Biliyorum, ‘Bu nasıl kıyas?, diyenler çıkacak.
AB, biz değil, bu doğru...Ama ‘biz’, ne kadar ‘biziz’, onu görelim.
Bakın bakalım boyumuz, enimiz ve kilomuz ne kadar geliyor?
***
İnsan, kusurları hep başkalarına yakıştırır.
Kendi üstünde nasıl durduğunu fark etmek, ürkütücü olsa gerek.
Ama bizim de biraz ürkmeye, silkinmeye, hatta kendimize gelmeye ihyacımız yok mu?
Biz, kendi iç dünyamızda entegrasyona ne kadar hazırız?
Hazzetmeyi koyun bir kenara, birbirimizi ne kadar hazmediyoruz.
Kapılarımız, yan komşumuza ne kadar açık?
Hem, misafirperver millet olmakla övünür, dururuz...
Hem de, kapılarımızı sıkı sıkıya kapalı tutarız.
Misafir gelme ihtimali, içerdeki hane sakinleri için, o kadar mı rahatsız edici?
Bu kısmı üzerinde bilhassa siyasetçiler, uzun uzun düşünmeli.
Her şey tabandan, yani evdekilerden ibaret değil.
Açık kapı politikasının muhakkak, taban üzerinde yan etkileri olacaktır.
Liderlik, herkesin, kendi tabanına sadece duymak istediklerini söylemesi midir?
Yoksa onun yerine, acı da olsa duymaları gerekenleri açık açık anlatması mı?
Kendi birliğimizin kaderini, inanın bu politika tayin edecektir.
Kendi tabanımızı rahatsız etmeyelim diye, milletimizin bir kısmına kapımızı kapatırsak, hangi birlikten söz edeceğiz?
Tam aksine, kapılarımızı sonuna kadar açık tutalım ki, birliğimiz kurtulsun.
Tabi eğer, bunu gerçekten istiyorsak.