Bize şarkılar söyletmeyen devrim

Annelerine, babalarına çocuklarının yüce bir devrimcilik davası uğruna onlardan çalındığını anlatabilir misiniz?

Grup Yorum’a katılıp devrimci şarkılar söyleyebilirlerdi. Sinema işine girip F Tipi filmler çekebilirlerdi. Tam tersine müzikle, sinemayla meşgul olanları da kendilerine katmaya bakıyorlar. Amaçları, şiddeti sanat haline getirmek. Buna da bir çift laf etmeyecek miyiz?

Can Dündar hatırlattı. Canlı bombanın Amerikan Büyükelçiliği’ne girdiği sokağın özel bir mazisi var. Zamanında Deniz Gezmiş ve arkadaşları da oradan gelip sefaret önünde nöbet tutan polislere kurşun atmış.

Nostalji yapmak için bu son saldırıyı düzenlediler demiyorum. Tabii ki mesele Deniz Gezmişlerin hatırasını yaşatmak değildi.

Fakat şunu söylüyorum: Solun şiddet geçmişini o kadar övüp yüceltirseniz, o kadar idealize ederseniz olacağı budur. Terör eylemini devrim, şiddeti demokratik bir ifade biçimi zanneden militan taburlar elde edersiniz.

Siz, Deniz Gezmiş olmaya özeneceklerini sanırsınız. Onlar ölmeye özenirler, öldürmeye. Masum bir hayranlıktan söz etmiyoruz. Kutsadıkları şey silah çünkü. Belledikleri en üst ideoloji, şiddet.

Terör, devrimciliğin ta kendisidir onların gözünde.

Öyle her rastgelene beğenip de devrimci demezler. Devrimci, terörist olmak zorundadır. Teröre inanmayanın imanından şüphe ederler.

Sonra şaşırırsınız, bu soğukkanlı caniler nereden çıktı diye. Bu azılı katiller nereden çıktı? İnsanın kanını donduran bu ölüm makineleri nereden?

Hayatlarının baharında acımasız cinayet şebekelerinin pençesine nasıl düştüklerini anlayamazsınız bir türlü.

Hangi ideolojinin ağına takılıp zehirlendi bu gencecik dimağlar?

Ne hayallerle büyütülmüşlerdi oysa.

Annelerine, babalarına çocuklarının yüce bir devrimcilik davası uğruna onlardan çalındığını anlatabilir misiniz? “Çok yurtsever oldukları için gözlerini karartıp gaddarca cinayetler işlediler, devrimci idealler gibi ulvi bir gayeye hizmet yolunda bomba olup canlı canlı kendilerini patlattılar” diyebilir misiniz?

Şarkılar, türküler söyleyemeden gitti birçoğu. İnandırıldıkları devrimci mücadele doktrini, buna izin vermedi.

Seslerini müzikle, sinemayla, sanatın diğer imkânlarıyla duyurabilirlerdi. Mücadelelerini legal siyaset içinde yürütebilirlerdi. Ama devrimci idealleri değil, devrimci idollerinin gölgesi buna müsaade etmedi.

Eskide kalmış rol modellerin peşine takıldılar. Gelecek hayalleri kurmak yerine geçmişin girdaplarında kaybolup gittiler.

Bakıyorum, tek tük birkaç sesten başka konuşan yok. İyilik olsun diye kötülük yapmanın mantığını kurcalayan yok. Şiddet kullanmayı kendine meşru hak gören anlayışın ne menem bir icat olduğunu sorgulayan yok.

Devrimci solun terör ve şiddetle imtihanı devam ediyor.

Benim sözüm yeterince tesir etmez biliyorum. Sözü geçecekler konuşmalı.

Oral Çalışlar öyle bir isim, içeriden. Devrimci sol gelenekten ama terör ve şiddete karşı.

Pazar günü, Taraf’taki köşesinde devrimci-terör ilişkisini yazdı. Şiddetin bir mücadele yöntemi olarak normalleştirilmesine itiraz etti. Solculuk adına yapıldığı için son eylemin bir fırsat olduğunu söyledi. Tüm solculara, solun şiddetle ilişkisini sorgulatma fırsatı.

Dedi ki “Solun şiddetle ilişkisi, akıldışı bir noktaya sürüklendi”.

Devrimci solun şiddet geçmişi sorgulanmadan bugünkü şiddetle ilişkisi de sorgulanamaz.

Haydi Ertuğrul Özkök, haydi Hasan Cemal. Yakışmaz mı sizin de kaleminize?

Haydi Grup Yorum, ‘Benim için kimseyi öldürme’ kampanyası başlatmak en çok size düşmez mi?

Haydi Can Dündar, görev seni de bekliyor. Sözü yarım bırakma. Dünle bugün arasındaki şiddet bağını nasıl hatırlattıysan arkasını da öyle getirmeli değil misin?