'Böyle olmuyor Sayın Başbakan'

Sayın Kılıçdaroğlu çözümün hiçbir tarafında yok, karşısında bile. Ama onunki yanlış olmuyor. Ne iştir?

Son zamanlarda yeni bir eleştiri içtihadı türedi. Bu içtihat, Kılıçdaroğlu’na laf etmek için önce Başbakan’a çatmayı şart koşuyor.
Benim işim zorlaştı. Çözüm sürecini destekliyorum ama CHP’nin politikasızlığını mesele yapma hakkı elimden gitsin de istemiyorum.
Ne var ki bu yeni içtihat, elimi kolumu bağlıyor. Ne yapıp ne edip çözüm sürecine bir kusur bulmalıyım. “Çözüm iyi de böyle süreç mi olur” dedirtecek bir kusur.

Arayıp tarayıp şunu buldum: Başbakan, silahı aradan çıkarmak için gerekirse baldıran zehri bile içeceğini söylüyordu. İşte size sağlam bir itiraz noktası. Niye kızılcık şerbeti değil de baldıran zehri!

Tamam, baldıran da maydanozgillerden bir memleket otudur sonuçta, nemli bölgelerimizde yetişir. Fakat Yunan filozofu Sokrates’le birlikte anılıyor. Bir kusuru daha var. Adına şeytantersi de deniyor ki neuzubillah, ne işimiz olur iblisi andıran bir bitkiyle.

Oysa kızılcık şerbeti, halk deyimlerimize girmiş hikmetli bir meyvedendir. Tadı ekşimtıraktır, damağı buruşturur. Mecazen, hayırlı bir maksat için cümle ekşilikleri sabır ve tevekkülle sineye çekmeye benzer.

Şu halde, kan kusup kızılcık şerbeti içmek dururken neden bir fincan baldıran zehri içilsin? Hem baldıran şurubu, bilinen en etkili 6 zehirden biri. Oysa bu kızılcık şerbetinin faydaları saymakla bitmiyor. Biri tümüyle faideli nebatattan, diğeri acısız ölüme yarayan çoğu zarar bir bitki.
İlaveten, siyasi hayatını riske etmeyi de kastetse intihar intihardır. Sokrates’in yapacağı şeydir o da. Başbakan, yeter ki barış gelsin diye siyaseten kaybetme riskini göze alıyor. Almamalıydı yani. Caiz de değil ki. Başka bir fedakârlıkta bulunmayı düşünebilirdi. Kızılcık şerbeti alternatifini geliştirebilirdi hiç olmazsa.

Halkımızın merakı, böylece daha faydalı bir bitkiye kanalize edilmiş olurdu. Google motoru da ‘baldıran’ın ne menem bir şey olduğunu soruşturan yoğun aramalarla meşgul edilmezdi.

Görüyorsunuz, çözüm her ne kadar iyi bir fikir ise de bu süreç, kimi iyi olmayan yan sonuçlar da üretiyor.

Tüm bunları dedikten sonra, artık Kılıçdaroğlu’nun tavırsızlığını eleştirme ruhsatına kavuşabilir miyim acaba?

Şu kadarcığını olsun sorabilir miyim: Şifalı ot suyu dururken çözüm uğruna zehirli ottan içmeyi göze alması, Başbakan için kusur sayılıyor.

Sayın Kılıçdaroğlu ise çözümün hiçbir tarafında yok, karşısında bile. Ama onunki yanlış olmuyor. Ne iştir?

Şuurunu kaybetmiş bir Deki



Adı lazım değil, kabaca muhalif altkültürün ‘sözcü’lüğüne soyunan bir gazete, dün manşetinde şöyle diyordu:

“Mehmetçiğin katilleri elini kolunu sallayarak çıkacak, asker onların ardından el sallayacak.”

Altbaşlığında da şunu söylüyordu: “Sınırdan çıkış yapan teröristi Mehmetçik görmezden gelecek. Teröristlerin başına bir şey gelmesin diye önlemler alınıyor.”

O önlemlerin, son tahlilde Mehmetçiğin başına bir şey gelmemesi için alındığını kavrayamayacak kadar muhakemeden yoksun bir sözcü.

Ne dediğini bilmeden şuurdışı birtakım hezeyanları tekrarlayarak açık ara dünün Bay Deki’si seçiliyor.