Bu ikiliye dikkat!

Ortak Bakanlar Kurulu toplantısı, sınır kapılarından vizesiz geçiş, terörle mücadelede eşgüdüm...

Ortak Bakanlar Kurulu toplantısı, sınır kapılarından vizesiz geçiş, terörle mücadelede eşgüdüm...
Suriye’yle stratejik ortaklığımızın yeni semereleri bunlar.
Benzersiz bir ‘ikili’ olmaya doğru gidiyoruz.
10 yıl önce Suriye’yle ilişkilerimizin bu seviyeye geleceğini söyleseler, inanır mıydınız?
Karşılıklı imtiyazlar, bütün beklentilerin fevkinde.
Bu nasıl mümkün oldu?
Tek başına, Tayyip Erdoğan’la Beşar Esad’ın geliştirdiği kişisel dostluğa mı dayanıyor?...
Yoksa, ondan fazlası mı?
***
Gerçi dün altını çizmiştim ama, tekrardan zarar gelmez.
Beşar Esad’ın Şam’da Türk gazetecilere verdiği mesajlar, güme gitmemeli.
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü alenen savunması, yüksek sesle terörle mücadelemize destek vermesi, hatta risk alması...
Esad, bunu neden yaptı?
Benim cevabım çok basit;
Çünkü sular, artık iyiden iyiye ısınıyor.
Bir dönemin sonuna doğru geldiğimize işarettir.
Bu coğrafyada Kürtlerin varlığı bugüne kadar çok şeyi değiştirdi.
Hiç şüpheniz olmasın, bundan sonra daha fazlasını yapacaktır.
Beşar Esad’ın Türkiye’ye gelmeden önce söylediklerini okuyunca, bir kez daha ikna oldum.
Bunun, çok temel bir sebebi var.
Ortak tehlike, ortak tavır almaya zorlar.
Korku kadar yakınlaştırma etkisi olan başka bir duygu bilmiyorum.
Menfaatlerin örtüşmesi de iyi bir dostluk zeminidir.
Ama ‘ortak tehdit’ algısı kadar birleştirici olamaz...
Meşhur Mecelle kanunudur, bilirsiniz;
‘Def’i mazarrat, celbi menafiiden evvel gelir’, der.
Yani kötülüklerin, zarar veren şeylerin kovulması, menfaatlerin temininden önce gelir..
***
Eğer rasyonel bakıyorsanız; faydanızı maksimize etmeden önce riskleri azaltırsınız.
Kaybetme tehlikesini kendinizden uzaklaştırmak, kazancı cezbetmekten evladır.
Kürtlerin varlığı da, bölgesel aktörler açısından öyle ya da böyle bunu sağladı.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölünen bir halk...
PKK’nın dağ kadrosunun yüzde 30’u, Suriye kökenli Kürt.
Örgütün merkezi, Irak’ın Kürt bölgesinde konuşlu.
PJAK, aynı örgütün İran kolu.
Demektir ki; Kürtlerin birleşmesi, bu dört ülke için ortak bir tehdit.
Bu yüzden, bütün tarihsel ihtilaflarına, sınır anlaşmazlıklarına, bölgesel nüfus çekişmelerine rağmen...
Birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygıda kusur etmiyorlar.
Çünkü biliyorlar ki, birinin bozulması, zincirleme olarak diğerlerinin topraklarını da türbülansın içine çekecektir.
Geçmişte aynı komşuları, terörü, Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullandılar.
Bu doğru.
Fakat yıpratmak, içini karıştırmak, kendiyle meşgul etmek için...
Düşmanlık siyaseti için kullanılan bir araçtı, terör.
Gelinen noktada artık onun da hükmü kalmadı.
Beşar Esad, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünden söz ediyor; eskisinden çok daha güçlü bir şekilde ‘birliğine’ vurgu yapıyor.
Kandil’deki Suriyelileri dağdan indirmek için alenen ‘genel af’ çıkarmayı vaat ediyor.
Bunları, sırf Türkiye’ye iyilik olsun diye de yapmıyor.
Çünkü, en çok kendi ülkesinin toprak bütünlüğü ve iç barışı için bu lazım.
***
Lafı asıl getirmek istediğim yer, şurası;
PKK’nın bundan çıkarması gereken çok önemli sonuçlar var.
Şartlar hepten değişti.
Dört komşu ülke, hiç olmadığı kadar yakın bir işbirliği içine girdi.
Türkiye ile Suriye, emsalsiz bir ikili olacak kadar yakınlaştılar.
Müşterek bir irade geliştirdiler.
Çünkü hepsi, terör tehdidinden kurtulmak istiyor.
İhtilaflı komşuları karşısında birleştiren bir yapı, varlığını sürdüremez.
İstikrarsızlık unsuru gibi gösterdiği Kürt nüfusunu da, giderek daha çok huzursuz eder.
Bu şartları okuyamayan PKK, ‘ortak tehdit’ kalarak daha fazla yaşayamaz.
Ya o terörü terk edecek, ya da terör onu.