'Büyükbaba cinayeti' şüphesi

Geçen akşam bir TV'de, malum 'eylem planı'nı tartışıyoruz. İçimize kurt düştü; acaba plan, yakalanmadan önce uygulamaya konmuş muydu?

Geçen akşam bir TV’de, malum ‘eylem planı’nı tartışıyoruz.
İçimize kurt düştü; acaba plan, yakalanmadan önce uygulamaya konmuş muydu?
Bu şüpheyi haklı kılacak o kadar çok örnek çıktı ki karşımıza...
İyi mi ettik, kötü mü, emin değilim.
Daha, o belge gerçek mi, sahte mi bilmiyoruz.
Ama içeriği, hiçbirimize yabancı gelmedi.
Sanki, böyle olayların yaşandığını daha evvel görmüştük.
AK Parti’yi bölüp parçalamak için envai çeşit komplolar, manipülasyonlar...
Birer ‘ifsad kampanyası’ halinde icra edildiler.
Eylem planıyla ilgisi, olabilir miydi?
Yoksa ‘deja vu’ etkisi mi diye, birbirimizi bile çimdikledik.
Hemen yanıbaşımda Enis Berberoğlu oturuyordu.
En çok da o, bizi, bu ‘kuşku hali’nden uyandırmaya çalıştı.
Fakat nafile...
Kimseyi haksız yere zan altında bırakmak istemem.
Onun için diyelim ki, o plan sahte.
Hatta faraza, hiç yapılmadı, hiçbir zaman ortaya çıkmadı...
Öyle de olsa, içeriği gerçek ve yaşıyor.
***
Deniz Baykal, cerbezeli bir siyasetçi.
Allah’ı var; ağzı, sıkı laf yapıyor.
Aklı gevezelere nasıl malzeme vereceğini, çok iyi biliyor.
Tam bir manipülasyon ustası.
Zaafları, klişeleri, tabuları, yumuşak karın noktalarını kıskıvrak yakalıyor.
TV tartışmamızda söz, dönüp dolaşıp, AK Parti’yi bölme planlarına geldi ya...
O soru, zank diye yapıştı zihnimize.
Mayın tartışması, böyle bir fitne provası mıydı?
Gel de bu şüpheyi at içinden, atabilirsen...
***
Baykal kararlı, mayın temizleme kanununu Anayasa Mahkemesi’ne götürecekler.
Gerekçe, ihalenin yabancılara da açık olması...
Fakat dikkatimi çekti, artık ‘İsrail’e peşkeş çekilecek’ demiyor.
Oysa, kopardığı yaygarayla yer yerinden oynamıştı.
Öyle bir vaveyla çıkarmıştı ki, neredeyse herkesi inandıracaktı.
AK Parti grubunu kışkırtmayı başaramayınca, Cumhurbaşkanı’na oynadı.
Onu da hükümetle karşı karşıya getirmeye muvaffak olamadı.
Gül, “Popülist davranmam, bu imzayı gerekli gördüm” deyip çıktı, işin içinden.
Baktım, Baykal, hâlâ laf sokuşturuyor.
Cumhurbaşkanı’nın, siyasi mecburiyetten yasayı onayladığını söylüyor.
Cayır cayır tahrik ediyor.
Hem de ‘Sende hiç insaf yok mu?’ dedirtecek kadar...
‘İsrail’e peşkeş’ olayını patlattığında, bir çoklarını kolayca peşine takmıştı.
Dedim ya, milleti nasıl zıvanadan çıkaracağını iyi biliyor.
Tövbe ki, Baykal’a inananlar, o kanun metnini göz ucuyla dahi okumuş olsun.
Gözü kapalı mevzuya daldılar...
Kanunda ne ‘İsrail’ yazıyor, ne de ihaleyi kimin alacağı...
Rekabet koşulları hazırlanıyor...
Aslı astarı olmayan bir şayia ile ayağa kaldırdı, bizi.
Sırf bu yüzden, o soru haklılık kazanıyor:
Acaba AK Parti’yi bitirme planı, hayata geçirilmiş miydi?
Bizce meçhul; belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Velakin, ne fark eder ki...
Hevesleri azdırdığını inkâr edemeyiz.
Şimdi geriye dönüp bakınca, daha iyi görüyorum.
Mayın tartışması, AK Parti grubuna saplanmak istenen bir bıçaktı.
Teşebbüs akim kalsa da, çatlak imajı verildi.
Baykal, yaman adam.
Elinden gelse, hemen bugün bin parçaya ayıracak...
***
Enis Berberoğlu, bana itiraz etti..
‘Eylem planında, AK Parti’nin oylarını düşürmek de yazıyor.
O zaman, nisan ayında hazırlanan bu plan yüzünden mi, 29 Mart’ta  AK Parti oy kaybetti, diyeceğiz?’
Sıkı soruydu.
Ben de, kuantum fiziği teorisindeki zamanda seyahat çelişkisini hatırlattım.
Zaman makinesinin imkân tanır gibi göründüğü mantıksız durumlar...
Mesela, zamanda geri gidip, daha anneniz doğmamışken büyükbabanızı öldüremezsiniz.
Çünkü siz, sonrasında dünyaya gelememiş olursunuz ki, muhal bir durum.
Buna, ‘büyükbaba paradoksu’ diyorlar.
Ama tohumunuzu ektikten sonra, bir başkasının büyükbabanızı öldürmüş olmasına mani değil.
Yani, eylem planı daha yapılmadan, hayata geçirilmiş olamaz, bu doğru.
İyi de, başka eylem planlarının daha önce hayata geçirilmiş olmasına engel değil ki?
Büyükbaba cinayeti, pekala  başka planlarla da işlenmiş olabilir.
Geriye, kala kala şu soru kalıyor:
Mayın tartışması, fitne provası mıydı?

Bekir Coşkun’a uzman sorusu
Üstad, ne güzel yazmış gene!... Dünkü yazısında, mealen buyuruyor ki;
‘TSK’nın görevidir; irticai faaliyetleri de izler, siyasi eylem planı da yapar’.
‘Ne var bunda?’ demeye getiriyor.
Mantık da sağlam ha!...
‘Nasılsa cumhuriyeti asker kurdu, babalarının malı gibidir’...
***
Bence o belge doğru çıkarsa, Albay Dursun Çiçek, hiç savunma hazırlamasın.
Hürriyet’ten o yazıyı kesip, küpürünü, doğruca hâkimin önüne koysun, ona yeter.
Ya da avukat tutmak yerine, Bekir Coşkun’a vekalet versin.
Okuyunca içim bir tuhaf oldu.
Gayri ihtiyari, ‘Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan’ diye söylenmeye başladığıma dair rivayetler çıktı.
Ama anlayamadığım şudur;
O zaman niye herkes, ortada bir suç varmış gibi numara yapıyor.
Neden Genelkurmay Başkanı, ‘doğru çıkarsa gereğini yapmaktan’ söz ediyor.
‘Böyle düşünenlerin TSK’da barınamayacağını’ söylerken, aslında ne demek istiyor?
Askeri savcı, niye suç soruşturması açtı; niye ceza yönünden konuyu tahkik ediyor?
Birileri neden suçluların telaşı içinde?
Oysa hukuk, açık; kanunsuz suç olmaz.
Suç yoksa, ceza da yoktur.
Dobra dobra çıkıp, deseler ya;
‘İç Hizmet Kanunu 35. Madde’ye istinaden görevimizi yaptık’ diye.
Yoksa, Bekir Coşkun ağa kadar cesaretleri mi yok?
Hayatta inanmam.
Acaba büyük hukuk müçtehidimiz üstad-ı azam Bekir efendi, bu husuta ne buyururlar?