Cemaat ve tarikat demokrasisi

Ezher Şeyhi ile Selefilerin Nur Partisi ve Kıpti Papazı darbecilerin yanında yer aldı. Sufiler derseniz; sesleri, solukları çıkmıyor.

Öngörülerim tutmadı.
Kabul etmeliyim ki Mısır’dan bir cemaat ve tarikat demokrasisinin yükseleceğine dair tezlerim çöktü.
Büyük son mu, değil. Ama ilk deneme başarısız.
Mursi cumhurbaşkanı seçilmezden 6 ay kadar önceydi. Kahire’deydim.
Siyasetin ahvaline bakarak iki yazı kaleme aldım.
‘Muhafazakâr demokrasinin Mısır versiyonu’ başlıklı bir gelecek senaryosuydu çizdiğim.
O senaryo, tersinden gerçek oldu.
Söylediklerim aşağıda, olanları ise siz biliyorsunuz.
Ezher Şeyhi ile Selefilerin Nur Partisi ve Kıpti Papazı darbecilerin yanında yer aldı.
Sufiler derseniz; sesleri, solukları çıkmıyor.
Demokrasi fırsatı kaçmasaydı Mısır aşağı yukarı şöyle bir şeye benzeyecekti:
“Türkiye’nin Mısır için ne ölçüde örnek teşkil ettiği tartışılıyor da Mısır’ın Türkiye’ye örnek olacak tarafları görmezden geliniyor.
Sanmayın ki Mısır’dan bize model olmaz!
Bugün çaptan düştü, bugün ekabir takımı sahneden çekildi, bugün iktidarın dizginleri yeni bir siyasi zümrenin eline geçti ve onlar da şaşkın ördekler gibi acemilikten ne yapacaklarını bilmiyorlar diye, bölgesel nüfuz yarışından sakıt olmadı Mısır.
Şimdilik başsız kaldığına bakmayın.
Bölgesel liderlikte Türkiye’yle kapışırdı ağırlığı. Arap-İslam âleminin fikri ve siyasi merkeziydi.
Frankfurt’tan sonra dünyanın en büyük kitap fuarı Kahire’de toplanıyor hâlâ, beğenin ya da beğenmeyin.
Bazen Mısır’ın bizi 50 yıl geriden izlediği gibi bir hisse kapılıyor insan.
Bugünkü siyasi vaziyeti geçici bir dağınıklık içinde olabilir.
Fakat o enkazın altında muazzam bir entelektüel potansiyel yatıyor. Ayağa kalktığında, bölgeye demokrasi ihracına yetecek bir potansiyel.
Devrime hazırlıksız yakalanan yeni iktidar sınıfının silkinip toparlanmasıysa uzun sürmez, kuşkunuz olmasın.
Halihazırda Mısır her konuda bizden geri değil ayrıca. İktidar paylaşımı ve çoğulcu demokrasi kültürü açısından, altyapısı bizden ileride.
Tek adam dönemlerinde bastırılan bu birikim üzerinde bir Mısır demokrasisi yükseltmeleri birkaç yıla bakar.
Türkiye’de kayıtdışı aktörlerin siyasete müdahalelerinden çok çektik.
Geçmişte askerdi, yargıydı, medyaydı hep kayıtdışı siyasi faaliyet yürüttüler.
Mısır ise yarışa önde başlıyor. Kayıtdışı aktörlere top koşturtmuyor sahada.
Siyasette gözü olanları daha bidayette legalize etmeyi başardılar.
Cemaat ve tarikatlar, Mısır’ın demokratik sistemine kayıtlı oyuncular.
Onları meşruiyet çizgisine çekemese, demokrasisi baştan sakat doğacaktı.
Cemaatlerin bir iç demokrasi tecrübesi de var. Müslüman Kardeşler, 10 yıllardır genel mürşitlerini şûra seçimiyle tayin ediyor.
Sufi tarikatları düşünün, yüksek konseylerinin başı olan şeyh-i meşayih’i çoğunluk oyuyla posta oturtuyorlar. Devlet protokolünde de yeri var şeyhin.
Siyasi emelleri olan dini cemaatleri kayıt altına almak bir dert, iktidarı ele geçiren bir cemaatin diğerleri üzerinde tahakküm kurup dini hayatı tektipleştirmesini engellemek başka bir dert.
Cemaat taassubuna karşı dini, kültürel ve siyasi çoğulculuğu güvence altına almanın yollarını yine cemaat ve tarikatlar arıyor orada.
Sufiler, Selefilere karşı partileşiyor. Selefiler, siyasette İhvan’la çekişiyor.
Muhafazakâr bir demokrasinin inşası yolunda Türkiye’den örnek alacakları çok şey var elbette.
Ancak kim diyor, Türkiye’nin de Mısır’dan alacağı hiç ders yok diye?”