CHP'ye Maliki'nin kolları, Erbil'e Saddam'lar

Bu mudur ana muhalefet partisinin dış politika ufku: CHP'ye sevdanın kolları, Erbil'e kurşunlar mı!.

Henri Barkey’i bilen bilir. Türk-Amerikan siyasi kamuoyuna yabancı bir isim değildir. Türkiye konusunda uzmandır ama Irak dosyasına da bir o kadar vâkıf.
Barkey, herhangi biri değil. Yüksek tesirli bir uluslararası ilişkiler hocasıdır. Clinton zamanında Dışişleri Bakanı Albright’a danışmanlık yaptı. Şimdiki Obama yönetiminin de görüşlerine kulak verdiği Demokrat Parti eğilimli akademisyenlerdendir.
CHP heyetinin Bağdat seferine çıktığı gün, Henri Barkey’in bir tweet’ini gördüm. “Kılıçdaroğlu neden Erbil’e gidemiyor?” diye soruyordu.
Kılıçdaroğlu’nun seyahat programında Bağdat, Kerbela ve Kerkük ziyaretleri görünüyor. Hem de “Kerkük Valisi Karim, bu şartlar altında onu kentte görmek istemediği halde.”
Niye Erbil yok?
Twitter’dan bir takipçisi, Henri Barkey’in merakını gidermek için mealen şöyle yazmış:
“Çünkü Kılıçdaroğlu Şii Araplara oynuyor, Erbil’de ise ne Arap var ne de Şii. Kürtler var ve Sünniler. Ne yapsın onları!”
Gerçeğe uygun bir cevap ama fenomenin sadece yarısını açıklıyor. Tamamlandığı takdirde, diğer yarısı şöyle olacaktı: Kılıçdaroğlu, Maliki’yi kızdırmak da istemiyor.
Maliki, Kürtlerin yeni Saddam’ı.
Bunu vaktiyle yazdığımda abarttığımı söyleyenler olmuştu. Aynı şeyi bir de Neçirvan Barzani’den duymaları belki daha ikna edici olur.
Irak’ın Almada gazetesinde geçen hafta, Kürdistan Başbakanı Barzani’nin bir mülakatı çıktı. ‘Gelen gideni aratıyor’ serzenişleriyle doluydu.
Maliki, Saddam’ın yokluğunu Kürtlere hissettirmemek için elinden geleni ardına koymuyormuş. Diktatörlükse diktatörleşme temayülü had safhada. Güce yaslanmaksa Dicle birlikleri diye bir sopa icat etmiş Kürtlerin belinde kırmak için. Zorbalıksa dibine kadar zorbalık yani. Irak’ın başını bir beladan diğerine sokmaksa geri kaldığı görülmemiş daha.
Barzani, toprağından mıdır suyundan mı artık, Bağdat’ta iktidarı her ele geçirenin kendini ‘ebedi diktatör’ zannetmeye başlamasından müşteki. Buna benzer cümlelerle dert yanıyor Irak gazetesine.
Özetle; Saddam’laşmanın iki garip emaresi var, ikisi de Maliki’de ortaya çıkmış bulunuyor.
Biri, petrollerine konamadığı için Kürtleri kafaya takmak ki doğruca canlarını yakmaya yöneldi.
Diğeri de bizdeki CHP çizgisiyle siyasi bir akrabalık ilişkisi kurmaktır ki tatlıdili, güler yüzüyle (!) onu da başardı.
Saddam’a, Ecevit’i ağırlamak nasip olmuştu, Maliki ona yetişemedi. Ecevit’in ömrü vefa etmedi. Onun yerine Kılıçdaroğlu’nu hususi olarak misafir ediyor.
Allah’ı var, Kılıçdaroğlu da ev sahibini rahatsız etmemek konusunda ekstra dikkatli. Sempatisini kaybetmemek için şirinlikler yapıyor.
Ne lüzumu var şimdi, Erbil’e falan gidip de Maliki’nin şeker gibi yüzüne sirke sattırmaya?
Bağdat’ta Maliki tarafından baş göz edildikten sonra kutsal Şia beldesi Necef’i ziyaret, bilahare iç tüketime yönelik olarak Kerkük’e şöyle bir uğramak kâfi.
Bu mudur ana muhalefet partisinin dış politika ufku: CHP’ye sevdanın kolları, Erbil’e kurşunlar mı!