CHP?ye üçüncü emir!

Başbakan Erdo-ğan, Davos?ta İsrail Cumhurbaş-kanı Şimon Peres?e ?altıncı emri? hatırlattı ya, muhalefet hemen Musa?nın tabletlerinin peşine düştü.

Başbakan Erdoğan, Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e ‘altıncı emri’ hatırlattı ya, muhalefet hemen Musa’nın tabletlerinin peşine düştü.
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay, kendi silahıyla Başbakan’ı vurmak için biraz değiştirerek de olsa sekiz, dokuz ve onuncu emirleri gündeme getirdi:
8. Emir: Çalmayacaksın.
9. Emir: Yalan söylemeyeceksin.
10. Emir: Başkasının hakkını gasp etmeyeceksin.
Peki ‘üçüncü emir’ neydi, onu da hatırlıyor mu?
Gelin isterseniz ‘unutulan emrin’ işaret ettiği garabete birlikte bakalım.
Tartışmanın gidişatına bakarsanız sanırsınız ki, Tapınak Şövalyeleri’nin yüzyıllardır aradığı Ahd-i Atik Sandukası’nı bulmak için, Türk siyaseti kazı başlattı.
Babil Kralı Buhtunnasar’ın askerleri Kudüs’te Tapınak Dağı’na ayak bastığı zamandan, İsrailoğulları’nın ‘mazlum ilahileri’ okuduğu Babil’deki sürgün günlerinden, yani 26 asırdan  bu yana kutsal emanetler sandığının akıbetini kimse bilmiyor. Ne duyan, ne gören var.
Gerçi semavi dinlerin üçü de, ahir zaman kurtarıcısı mehdi ya da mesih gelmeden kutsal sandığın ortaya çıkarılamayacağını söylüyor ama olsun. Zaten rivayetlere aldıran yok.
Sanki yarın, öbür gün biri çıkacak ve büyük haberi müjdeleyecek. Tevrat’ın Çıkış Kitabı, Bab:20’de bahsi geçen Musa’nın kayıp levhalarının Ankara’da bulunduğunu ilan edecek.
Bu gelişme üzerine İsrail, Süleyman Tapınağı’nın altını oyan ‘sanduka kazıları’nı durduracak. İslam dünyasında, tapınaklarını yeniden inşa etmek isteyen siyonistlerin Mescid-i Aksa’yı yıkmak için sinsi bir plana sahip olduğu inanışı boş çıkacak.
Belki kutsal hazine avcıları da, ms. 70’deki yıkımda sandukanın bulunup gizlice Roma’ya götürüldüğü efsanesine inanmaktan artık vazgeçecek. Böylece Roma da büyük bir tehlikeden kurtulmuş olacak.
Ancak ben de sizin gibi Ankara’da başlayan ‘sanduka kazısı’nın bu niyetle yapıldığını düşünmüyorum.
Belli ki, bu ‘siyasi kazı’yı başlatanların  çok daha önemli  amaçları var:  Peres’i kendi lisanıyla köşeye sıkıştıran Başbakan Erdoğan’ı, Peres’in lisanıyla köşeye sıkıştırmak.
İşte garabet de burada başlıyor.
Başbakan, İsrailoğulları’na kutsal kitaplarının diliyle sesleniyor. Musa’nın taş tabletlerindeki ‘öldürmeyeceksin!’ emrini hatırlatıyor.
Hiç kuşkusuz kendi inanç dillerinde yapılmış bu uyarının İsrailoğulları’nda yankısı büyük.
Tıpkı Nazi zulmüne maruz kalan bir halka, Gazze aynasındaki aksinin gösterilmesi gibi. Etkili, vurucu, sarsıcı.
İyi de, bir Türk siyasetçisi, kendi başbakanıyla konuşurken niye İbrani tabletlerinin dilini kullanma ihtiyacı duyar?
O zaman başkasına da Hakkı Süha Okay’ın başlattığı bu kazıyı derinleştirme hakkı doğmaz mı?
Mesela, CHP’nin tüm bu ‘dini açılımlarına’ bakarak biri de çıkıp, ‘üçüncü emri’, hatırlatsa ne olur?
‘’Rab Yehavo’nın adını boş yere ağzına almayacaksın!’’

Fakirlere yardım için Evamir-i Aşere ne diyor?
Siyaseten kullanışlı bulacaklarından emin değilim. Yine de, yeni söylemlerini dikkate alarak CHP sözcülerine bir teklifte bulunmak istiyorum.
Malum, İslam’da ‘evamir-i aşere’ olarak bilinen ‘on emir’ Kur’an’da da geçiyor. Hem halkımızın üzerinde daha etkili olmak, hem de siyasi rakibiniz muhafazakâr demokratlara daha çok hitap etmek istiyorsanız, taş tabletler yerine Bakara Suresi, 83.  ayetteki ‘on emre’ bakınız:’’...Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel muamele edin. İnsanlara tatlı söz söyleyin...’’
Zorunlu bir uyarı notu: Yanıltmış olmak istemem. Cümle içinde doğru kullanılmadığı takdirde, kömür ve beyaz eşya gibi garip gurebaya yardım konularında aleyhinize dönebilir. 

Sen büyüksün, affet Türkiye!
AK Parti, seçim kampanyasına ‘Davos cilası’ çekiyor.
Yerel seçim kampanyalarının ana sloganını biliyoruz.
‘Sen Türkiye’sin, Büyük Düşün’.
Bu bir ‘imaj parlatma’ sloganı. Seçmene, güven ve kararlılık mesajı veriyor; Başbakan’la ‘ortak bir duruş’a davet ediyor.
Tabii parlatmak için önce seçmen nezdinde bir imaja sahip olmanız gerekir. AK Parti, açıkça ‘bende bu var’, diyor. Haksız da sayılmazlar.
CHP’nin henüz kampanya sloganlarını göremedik. Ancak yapacakları kampanyanın  ilk emarelerini bir süredir veriyorlar.
Önce ‘çarşaf açılımını’ izledik; sonra ‘kuran kursu açılımı’ geldi. Son olarak da, Kemal Kılıçdaroğlu, belediyelerde ‘başörtülü işçi açılımı’nın işaretini verdi.
CHP için fazlasıyla keskin bir dönüş bu, fakat anlamak zor değil.
Bana göre CHP, küstürdüğü halk kitleleriyle yeniden barışmanın yollarını arıyor. Riskli bir yol olsa da, başka çare görünmüyor.
Geçmişin hataları için ya bedel ödemek ya da af dilemek zorunda.
CHP, ikinci yolu tercih ettiğini gösteriyor.
Kendi eliyle bozduğu imajını onarmak, yıkılan sütunlarını tamir etmek, mihrabını restorasyona almak istiyor.
Gerçi fazla zaman da kalmadı. Bu restorasyon, 29 Mart’a yetişir mi, kestiremiyorum.
İletişimde özellikle zaman baskısı varsa, doğrudan konuşmanın en etkili yol olduğu söylenir.
Beğenirler mi bilmiyorum ama buna uygun düşen bir sloganım var: Sen büyüksün, affet Türkiye!