Cilalı tokat çağı

Tokada tahammülü savunanlar, yeri geldiğinde o yüzden masum bir pankarttan dahi esirgiyor özgürlüğü.

Demokratik evrim tarihimizin ilginç bir döneminde yaşıyoruz. Taş devri ve yumurta devrinden sonra, cilalı tokat devrine girdik. Polise tokat atmak da demokratik bir ifade biçimi olarak benimseniyor artık. Bazılarının ileri demokrasiden anladıkları bu galiba.
Çağ açıp çağ kapatan tokat devriminin mimarı, zahiren Sabahat Tuncel. Ama haksızlık etmeyelim, bu başarının gururunu yalnız başına taşımıyor o. Arkasında, BDP’lilerin kutsadığı, şiddete şiddetle tapan koca bir zihniyet var.
Öyle ki, mütemadiyen baskı ve sindirmeden şikâyet eden kimi arkaik sol çevrelerle sahil şeridine sıkışmış bazı terakkiperver muhitlerinde de taraftar bulabiliyor kendine.
Onların ileri demokrasi çağı polise, siyasetçiye, aykırı fikir sahiplerine, dağdakilerle ters düşen yazara-çizere, silaha uyum sağlayamayan tabansız takımına dayak atmayı meşru görüyor.

Pankarta tahammülsüzlük
Bakın, daha yeni İstanbul’un göbeği Taksim’de iki genç kızı darp ettiler. Darp edenler, İstanbul Barosu’nun gösterisine katılanlar. Darp edilenler ise avukatların gösterisini protesto eden Genç Siviller hareketinin aktivistleri. Hoşa gitmeyen eylemcileri dövmek de serbest demek.
İstanbul Barosu’ndan bir grup avukat, ‘iktidarın basın özgürlüğünü ortadan kaldırma ve muhalefet edenleri sindirme girişimleri’ni protesto etmek için İstiklal Caddesi’nden Taksim’e yürüyor.
Genç Siviller de güzergâhtaki bir binaya ‘Anlarsın ya baro!’ yazılı bir pankart asıyor bu esnada. Sen misin imalı imalı konuşan? Kırmızı görmüş boğaya dönüyor bazı göstericiler. Hak hukuk, hürriyet adına yürüdüklerini unutup dördüncü katta alıyorlar soluğu. İki genç kız, pankart açma özgürlüklerini kullanmanın bedelini fiziki şiddete maruz kalarak ödüyor. Ne gençlikleri, ne kızlıkları, ne özgürlükleri hoşgörülüyor.
Aykırılığa sıfır müsamaha, çıkıntılığa zero tolerans faşizmi derhal uygulanıyor orada. Baskı ve sindirmeye güya tepki koyan aydınlanmış kafalar yapıyor bunu.
Zihinsel evrim merdivenimizde en son basamağa doğru hızla tırmanıyoruz. Yumurta atmak ifade özgürlüğüne giriyor, ulaştığımız yeni merhalede. Karşıt düşünceye taş sallamak, sopalarla saldırmak da hakeza demokratik ifade biçimleri. Ama hakaret ve şiddet içermeyen bir pankart asmak, kimsenin hakkı da haddi de sayılmıyor bu yükseklikte.
Hayır, çifte standarttan söz etmiyoruz. Sorun ikiyüzlülük de değil. Demokratik gelişimimizde bir büyük sıçrama, bir milat bu. Yeni bir çağın doğuşuna tanık oluyoruz. Adı, cilalı tokat çağı.

Ellere var, dillere yok mu?
Yanlış zanlara kapı açarak tokat anarşisine sebebiyet vermeyelim fakat. Görüşünü özgürce patlatmak, elbette ki bir tokat hiyerarşisine tabii. Öfkelenme hakkı, öyle her yiğidin harcı değil bu çağda.
Polis, saldırıya geçen göstericileri tokatlayamaz mesela. Hak ve hürriyetlerin sınırı adamına göre değişiyor. Taşını, yumurtasını, sopasını ve tokadını özgürce beyan etmek, doğru kişilere mahsus bir hak. Tokada tahammülü savunanlar, yeri geldiğinde o yüzden masum bir pankarttan dahi esirgiyor özgürlüğü.
İleri demokrasi lafını duyduğu yerde hemen yumurtasına davranan en ilerici kesimlerimize hayırlı uğurlu olsun. Özledikleri tablo budur işte.
Not: Salt sözcüklerle, konuşarak ve yazarak görüş açıklamak demode oldu, farkındayım. Demokrasimize çağ atlatan zihniyet aydınlanmasından nasibini alamamış biri olarak, eski kafalılığın cezasına razıyım. Hakaret yumurtalarını bekliyorum sabırsızlıkla.

.