Cunta tamamsa, işbirlikçileri nerede?

Sivil-asker ilişkileri, bir daha eskisi gibi olamaz. Niye mi?

Sivil-asker ilişkileri, bir daha eskisi gibi olamaz.
Niye mi?
Birincisi; dar geçitte yakalandık.
Buradan zayiatsız çıkmak mümkün görünmüyor.
Ordu içindeki cunta faaliyeti, ilk kez belgelendi.
Artık şayia, dedikodu, asılsız rivayet muamelesi yapamayız.
Üç maymunu oynamak, kulaklarımızın üstüne yatmak gaflete bile sığmaz.
‘Görmedim, duymadım, bilmiyorum’un sonuna geldik.
Dönüp, yüzleşeceğiz.
Savcılara ulaşan ihbar mektubu, cuntanın siyasette de işbirlikçileri olduğunu söylüyor.
İddia o ki; cuntacılara yardım ve yataklık yapan siyasetçiler varmış.
Hayret! Siyasette zelzele olmadı, yer yerinden oynamadı.
Bu baptan olmak üzere, CHP yöneticileri işaret ediliyor.
Baykal, dünkü grup konuşmasında iddiaları peşinen reddetti.
Mustafa Özyürek, Onur Öymen ve Nur Serter, ‘Çirkin bir iftira’ diye tepki verdiler.
Konu yargıya intikal ettiğine göre, kategorik inkâr siyaseti, bu saatten sonra kimseyi tatmin etmez.
Mesela adı geçen CHP’liler, Albay Dursun Çiçek’i tanıyorlar mı?
Cuntacılarla hiç temasları, teşrik-i mesaileri oldu mu?
Hükümeti gayri meşru yoldan devirmek için ortak planlar hazırladılar mı?
Cuntayı teşvik ve tahrik ettiler mi?
Demokrasiyi kundaklamak, millet iradesini arkadan bıçaklamak için yol yordam gösterdiler mi?
Kaypak genellemelerle, kaçamak cevaplarla geçiştirilemeyecek bir noktadayız.
Bu ve benzeri sorulara, tek tek somut cevap vermeleri gerekecek.
CHP’nin ‘darbe zihniyeti’yle hesaplaşması, yargının hakemliğinde olmalı.
Ki hak yerini bulduğunda, hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmasın.
***
İkincisi; Başbakan’ın uçakta sarf ettiği sözler, yabana atılır cinsten değil.
“Erken yapılan tespitler şimdi tartışılır hale geldi” diyor.
Bu sözlerin bir mesaj içerdiği kesin.
Ne demek istemiş olabilir?
Duyar duymaz, ilk tepkim şu oldu:
Başbakan, ince bir gönderme yapıyor...
Yanıltıldığını mı ima ediyor?
Kim tarafından, ne suretle?...
Genelkurmay Başkanı da, siyasete müdahale belgesi için başlangıçta  ‘kâğıt parçası’ demişti çünkü.
Ama diğer retçilerden bir farkla...Kesin hüküm cümlesi kurmak yerine,  ‘Aksi sabit oluncaya kadar’ şeklindeki bir şarta bağlamıştı ‘kâğıt parçası’nı.
Belgenin orijinal nüshası, artık savcıların elinde... Doğruluğuna dair yeni bulgular, güçlü şüpheler ortaya çıktı...
Şunu da hesaba katın;
Bu kez de Başbakan’ın diline temkinli bir söylem hakim.
Kayd-ı ihtiyatla konuşuyor, ‘Eğer bilgiler doğruysa’ diyor...
Yani savcılardaki belge orijinalse ve ihbar mektubunda anlatılanlar gerçekse...
Buna yargı karar verecek.
Gerçek, nasıl olsa bir gün mutlaka aydınlanacak, bunun da kaçınılmaz sonuçları olacaktır.
İşin başında Org. Başbuğ, Başbakan’ı,  belgenin uydurma bir kâğıt parçası olduğuna ikna ettiyse...Ve buna inandırdıysa...
Şimdi, hükümet-asker ilişkilerini ciddi bir sınav bekliyor demektir.
Başbakan’la Genelkurmay Başkanı arasında bir güven bunalımı yaşanabilir.
O zaman, sonuna kadar üstüne gitmekten başka çare yok.
Genelkurmay
Başkanlığı’nın son açıklaması,
buna alamet...
Org. Başbuğ irade koyuyor, kararlılık gösteriyor.
Ama soruşturmanın yeniden açılması, yetmez.
Yalnızca zevahiri kurtarmak için artık çok geç.
Cunta iddialarının peşine düşmek, varsa köküyle beraber TSK’dan temizlemek... Güvensizliği giderecek tek yol budur..
***
Son söz:
Sivil-asker ilişkileri, bundan böyle iki döneme ayrılıyor;
Islak imzalı cunta belgesinden önce ve sonra diye...