Darbeciye kızıp demokrasiye küsmek

Burada müstekreh olan, Batı'nın ikiyüzlülüğüdür. Demokrasinin suçu ne ki ondan da iğrenme emareleri baş gösteriyor?

Karl Popper muhteremi koymuş adını; bütün mesele, iktidar mücadelesinin nasıl yapılacağıdır.
Siyasi ihtilaflar hangi yöntemle halledilecek; kanlı mı kansız mı?
Merhum Erbakan “Kanlı mı kansız mı geleceğiz, buna karar verilecek” dediğinde bir tek çarmıha gerilmediği kalmıştı.
Sandıktan çıkmak iktidara gelmeye yetmiyorsa diğer seçenek bellidir. 28 Şubatçılar da onu seçti, kaba kuvveti.
Pazu gösterdiler, kimin gücü kime yeterse.
Erbakan ve kitlesi ise itilip kakılarak çok zorlandıkları halde, dün Fatih’te pankart açanlar gibi ”Kahrolsun demokrasi” demedi.
En ideal sistemin, halkın kendisini yönetenleri kansız bir şekilde değiştirebildiği sistem olduğuna inanmaya devam ettiler. Karl Popper gibi.
Demokrasinin en büyük fazileti, iktidarların kansız yöntemlerle el değiştirmesidir.
Bu hususta yanına yaklaşan bir idare biçimi de bulunmadı henüz. Eşsiz.
Fakat Mısır’da barbarca bir darbe oldu ya, onca badireyi atlatan demokrasiye inancımız hemen sarsılmaya başladı.
Çünkü Avrupası, Amerikası demokrasinin cebren ve hile ile iptaline çanak tuttu. Sebep de Müslüman Kardeşler’e yaraması.
Batı demokrasileri, demokrasiye ihanet etti. Bugüne dek gururla pazarladıkları kendi değerlerine utanmadan, sıkılmadan sırtlarını döndüler.
Mısır’da demokrasiyi yüzüstü bıraktılar.
Bu hayâsızlık, bu hıyanet karşısında kalkmayan mide, mide değildir. Kabahat, tiksintiyle istifra edenlerde değil elhak.
Ancak burada müstekreh olan, Batı’nın ikiyüzlülüğüdür. Demokrasinin suçu ne ki ondan da iğrenme emareleri baş gösteriyor?
Filistin’de de aynısını yaptılar, doğru. Hamas kazandı diye seçim sonuçlarını tanımadılar. Çünkü İsrail’in işine gelmiyordu.
Mısır’da, Müslüman Kardeşler’i iktidara taşıyan demokrasinin en büyük günahı da buydu: İsrail’in çıkarlarına ters düşmek.
Dökülen Müslüman kanı olduğunda hiç acıması yok hümanist Batı demokrasilerinin.
Mevzubahis İsrail ise gerisi teferruat. Demokrasinin de insanlığın da gözünün yaşına bakmıyorlar.
Dün Gazze’de, Hamas’a oy verenleri İsrail’in gaddar ambargosuyla baş başa bırakmışlardı.
Bugün, Kahire’nin Adeviyye Meydanı’nda Müslüman Kardeşler’e oy verenleri zorba generallerin insaf ve merhametine terk ettiler.
Sonuç, her seferinde aynı; insanlığın yüzkarası trajediler...
Velakin, papaza kızıp oruç mu bozacağız?
Demokrasi, Batı’nın tekelinde değil, insanlık medeniyetinin müşterek malı. Utanmaz arlanmaz darbe şakşakçılarına kızdık diye demokrasiden mi soğuyacacağız?
Mısır’da karar verilmesi gereken mesele hâlâ şu: Demokrasiye geçilecek mi, geçilmeyecek mi?
Memleketin altı üstüne gelmiş, kafalar karmakarışık, doğru tepkiyle yanlış tepkiyi ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Kulaklar pürdikkat buradan gidecek mesajlarda. Ve yanılgının maliyeti orada çok yüksek. En ufak bir yanılgı, geri dönülmez felaketlere yol açabilir. Bıçak sırtı bir durum.
Bu şartlarda, Batı’nın demokrasiye ihanetini suratlarına çarpa çarpa sorgulayalım. Sorgulamayalım demiyorum.
Ama demokrasiyle ilgili kafalarda tereddüt yaratmanın tehlikeli bir hata olduğunu da bilelim.