Darbeler dönemi böyle kapanmaz!

Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök Paşa, diyor ki: ??Darbeler devri kapanmıştır.??

Genelkurmay eski  Başkanı Hilmi Özkök Paşa, diyor ki:
‘’Darbeler devri kapanmıştır.’’
Diyor ki:
‘’Bence halk, rüştünü ispatlamıştır.’’
‘’Türkiye, her işin, onu yapması gerekenlerce yapılacağı bir ülke olacaktır.’’
Dün Enis Berberoğlu’nda bunları okuyunca...
Ümitlendim; ‘keşke’, dedim.
Keşke öyle olsa!
Ama hayır; bence darbeler dönemi daha kapanmadı.
Kimse rehavete kapılmasın.
Gelin, gerekçelerime bakalım.
***
Okuduğum en verimli mülakatlardan biridir.
Abdi İpekçi, İsmet İnönü ile konuşmuş.
Bu mülakatı da, ‘İnönü Atatürk’ü Anlatıyor’ başlığıyla 1968’de kitaplaştırmış.
İsmet Paşa, o mülakatta öyle şeyler söylüyor ki...
40 yıl sonra bile...
Benzer lafları eski bir genelkurmay başkanının ağzından duymak, şifa gibi geliyor, bize.
İsmet Paşa, ta o devirde, diyor ki:
‘’Halk, cumhuriyeti de, devrimleri de benimsemiştir.
Cumhuriyet, bütün değerleriyle millete mal olmuştur.’’
İrtica, bir vehimdir, diyor.
Acaba, devrimler halka mal oldu mu, olmadı mı?
İşte cumhuriyeti kuranlar
olarak henüz hayattayken bunu
görmek istediklerini söylüyor.
Çok partili demokrasiyi,
bunun için ikinci kez
denediklerini anlatıyor.
Ve diyor ki:
‘’Evet, devrimler halka mal
olmuştur.’’
İsmet Paşa’ya göre de Millet,
rüştünü ispatlamıştır.
‘’Aşırı uçlar, sağda da,
solda da bulunur.
Her toplumda bunlar görülür.
Aşırı uçlarla da hukuk içinde
mücadele edilir.
Halkı rahatsız etmeden...’’
Bütün bunları da, 27 Mayıs 1960 darbesinden sadece birkaç yıl
sonra söylüyor.
Ki, o darbenin başlıca
gerekçelerinden biri, karşı devrim
yani ‘irtica’dır.
***
İkinci adamı İsmet Paşa,
Cumhuriyet’in emin ellerde olduğunu söylese de...
Artık içi rahat da olsa...
Bu yetti mi, peki?
Tehlike, geçti mi?
Darbelerin ardı, arkası kedildi mi?
İsmet Paşa’nın ‘yok!’ dediği
‘irtica’ vehmi, başımıza daha
ne işler aştı.
Hatırlayın!
12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan yaşanmadı mı, bu ülkede?
***
Son günlüklere bakınca...
Özden Örnek’e, Mustafa Balbay’a ait olanlara...
Hasan Cemal’in günlükler
üzerine yazdıklarını, tanıklıklarını da hesaba katınca...
Mesela İlhan Selçuk ve
avanesinin, çok partili rejimi, başlı başına bir ‘karşı devrim’ saydığını...
Bizzat demokrasiyi ve millet iradesini, tehdit olarak gördüğünü anlıyorum, artık.
Korkarım ki bunlar, yaşasa İsmet Paşa’yı da devirmeye kalkardı.
Anlıyorum ki, irtica-mirtica sadece bahane.
Aslolan, iktidar kavgası.
Aslolan, kimin ‘borusunun
öteceği’.
Milletin mi, yoksa ‘korkuyla hükmeden’ ‘belli bir zümre’nin mi?
Mesele bu.
Milletin ordusunda
komutanlığa terfi edip, bu şerefle, bu payeyle yetinemeyenlerin
bahanesiymiş, meğer ‘irtica’.
Alın, Özden Örnek’in darbe günlüklerine bakın.
Alın, Mustafa
Balbay’ın günlüklerine bakın.
Bütün darbe günlüklerinde aynı gerçekleri göreceksiniz.
Eilne silah geçen bazı adamlar, kafaya koymuş.
Ne yaparsanız yapın, onlar vazgeçmeyecekti.
Kurmayı tasarladıkları Baas rejiminde, birer Saddam olmak istiyorlardı.
Aradıkları, sadece bahaneydi.
Hepimizi, hepinizi kullandılar.
Korkularımızı, hatalarımızı, farklılıklarımızı istismar ettiler.
Gerekirse, vehimler icat ettiler.
Provokasyonlar, tezgâhladılar.
Bizi ikna etmek için.
Kendilerine ‘görev çağrısı’
yapmamız için.
Darbelere, böyle davetiye
çıkarttılar.
Anlayın işte!
Aldatıldık, ey millet!
Uyanın!... Uyanın artık!
Duyun, bu günlüklerin sesini.
***
İşte, iddia ile söylüyorum.
3 Kasım 2002’de AK Parti iktidara gelmeseydi de, sonuç aynı olurdu.
Ordu içindeki cuntanın darbe hevesi, yine geçmezdi.
Sarıkız da, Ay Işığı da, Eldiven de yine tasarlanırdı.
Erbakan Başbakan olmasaydı da, 28 Şubat yaşanırdı.
Sadece işlerini kolaylaştırdı.
Darbe, bahanelerin arkasına
saklanır.
Onlar da, birer bahaneydi.
Aksi doğru olsa...
Ben de Özkök Paşa’ya
katılabilirdim.
Evet, darbeler dönemi
kapanmıştır, derdim.
Ama diyemiyorum.
Şimdilik teyakkuzda olalım.
Gördük ki, sadece millet yetmez.
Askerin de rüştünü ispatlamasını bekleyelim.
İttihad ve Terakki’nin yolundan mı gidecekler?
Yoksa Atatürk’ün mü,
İsmet Paşa’nın mı?
Abdi İpekçi’ye ne diyor, İsmet Paşa:
‘’İttihad ve Terakki ile meselemiz buydu.
Atatürk ve ben, orduyu siyasetin dışında tutmak istiyorduk...’’
Bizim de meselemiz bu!