Davutoğlu'nun şansı dönüyor mu ne (!)

Bakın işte, İsrail'den özür geldi. Sıra Esad'da. Suriye konusunda da keskin U dönüşlerine hazırlıklı olun.

Allah var epey çekti son 2 yılda, Suriye ve İsrail politikaları yüzünden fena hırpalandı. Eski ihtişamından, başlardaki göz alıcı parlaklığından uzak bu günlerde. Ama yıldızının söneceğini sananlar yanılıyor.

Demiştim, yine diyorum: “Esad gider, İsrail de özür dilerse AK Parti’nin dış politikasını kimse tutamaz.”

Erdoğan muhalifleri ile Davutoğlu aleyhtarları için üzgünüm. Talih onlardan yana değil, bahtlarına küssünler. İşleri şansa kaldı, o da pek yaver gitmiyor.

Bakın işte, İsrail’den özür geldi. Sıra Esad’da. Suriye konusunda da keskin U dönüşlerine hazırlıklı olun.

Daha düne kadar nasıl bir dış politika manzarası çiziliyordu, hatırlayın. Suriye bataklığına saplanıp kalmış, kuru bir inat yüzünden kendini yalnızlaştırmış, İsrail’le konuşamadığı için Mısır’a karşı stratejik üstünlüğünü kaybetmiş, sözü değersizleşmiş, itibarı azalmaya yüz tutmuş, arabuluculuk liginden düşmüş, bölgesel ve küresel iddialarının altında kalmış, havalı ama tehlikeli bir hariciye politikasıyla yanlıştan yanlışa sürüklenmiş, felaketten felakete koşan bir Türkiye değil miydi?

5 Aralık’ta şöyle yazmıştım: “Hava dönüyor yavaş yavaş. Dış siyasetteki karamsar hava, sürprizler yaparak değişiyor.

Ocaktaki seçimlerden sonra İsrail de özür diledi mi, rüzgâr tersten esmeye başlar.

Son viraja giriliyor. Arka vagonlarda seyahat edenlerin dikkatine, açığa savrulma ihtimali var.”

Yazdım da müzmin muarızlara bir faydası dokundu mu, hayır! Yine açığa düştüler, yine boş yakalandılar, yine gafil avlandılar.

Bütün umutlarını Ahmet Davutoğlu’nun çuvallamasına ya da Tayyip Erdoğan’ın ayak sürçmesine bağlarlarsa olacağı budur.

Sermayeyi kediye yükleyen talihsiz tüccar durumuna düşerler. Rulet masasında oynanmıyor çünkü siyaset.

En bilinçli Bay Deki



ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı, Bağdat’a gidip Irak Başbakanı’nı bininci kez uyarıyor. Diyor ki “Hava sahanızı, Suriye’ye silah ve savaşçı taşıyan İran’a kullandırtmayın.”

Amerikalıların tespitine göre gün geçmiyor ki bir İran uçağı, Irak üzerinden Esad’a cephane takviyesi yapmasın. Ama Nuri El Maliki hükümeti, bu uçuşları denetlemekte gönülsüz.

Başkan Obama telefonla 3 kez, eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton çeşitli şekillerde 16 kez ikaz ediyor Maliki’yi. Washington’daki destekçisi Başkan Yardımcısı Biden bile müteaddit kereler dikkatini çekiyor. Sonuç alınamıyor bir türlü.

Çiçeği burnunda taze bir bakan olarak John Kerry de deniyor şimdi konuşmayı. Üstelik, “Selefim Hillary Clinton, ben ne dersem yapacağınızı söyledi” diyerek Maliki’yi inceden iğneliyor da.

Fakat Maliki bu, ‘bana mısın’ demiyor. Espriyi sadece bir espri zannedip muzipliğe vuruyor işi, hafif kikirdemelerle geçiştiriyor.

Sözünün ne kadar dinleneceğini çok iyi bildiği halde nafile laf etmekten geri durmadığı için, günün en bilinçli Bay Deki’si de John Kerry oluyor. Irak semalarından Esad’a silah ve savaşçı sevkıyatına ne mi oluyor peki? Kaldığı yerden aynen devam.