Demirel takviminde beyaz sayfa

'Dünkü güneşte, bugünkü çamaşır kurutulmaz.' Tam da Demirel'in ağzına yakışacak bir deyim.

‘Dünkü güneşte, bugünkü çamaşır kurutulmaz.’
Tam da Demirel’in ağzına yakışacak bir deyim.
“Darbe tehdidi olsa, ben şapkamı alıp gitmem” dediği için, Başbakan Erdoğan’a nazire yapıyor.
Demirel’in, üstüne alınmakta haklı olup olmadığı ayrı bahis.
Tarih, hükmünü çoktan vermiş zaten, üzerinde fazladan kelam etmek zaid kalır.
Postal sesleri yaklaştığında şapkasını alıp gitti mi?... Evet gitti!...
O halde kapanmış bir tartışmayı yeniden açmak, faydadan halidir.
Ama, o kallavi deyimi iyice not edelim bir kenara.
Zira, Demirel cumhuriyetinin kişiye özel takvim ve lügatinin şifreleri, orada gizli.
***
Demirel, şunu demeye getiriyor;
“Ordu, o günkü ordu değil...
Şartlar, o günkü şartlara benzemiyor.
Güneş, o dünkü güneşten çok başka...”
Laf orda kalıyor, sonrası 3 nokta...
Devamı gelmiyor bir türlü, bir adım öteye geçemiyor.
‘Bugün olsaydı, ben de gitmezdim şapkamı alıp’ diyemiyor mesela.
Nokta koyamıyor bir türlü; önü açık lafın, nereye çeksen oraya gidiyor...
‘Boşlukları, herkes meşrebince doldursun’ istiyordur belki.
Sorun da, tam olarak bu zaten.
Ömrü hayatında bir kez olsun köşeli konuşsa, lafın tamamını söylese, anlamı muğlak ve müphem bırakmasa, yuvarlayıp sündürmese ne olurdu?
Olmadı, olamadı işte!
Klasik sağcı siyasetin en bariz hastalığıdır.
Ne kadar flu, ne kadar belirsiz, ne kadar ortada bırakırsan işi, o kadar iyidir.
Sağcı itikatta, belli, iyi değildir çünkü.
Dışarıdan bakınca okkalı görünen laflar, içine girdiğinizde kof çıkar...
Demirel lügatinin cafcaflı maskesi, her defasında çok çabuk dökülür bu yüzden.
***
Demirel, her duruma uygun cevabı olan bir ‘neme lazımcı’dır.
Onun için de sabitlemez hiçbir şeyi, kendini asla bağlamaz.
Bilerek, boşluğa bırakır anlamı; her şeyin havada uçuşmasına göz yumar.
Ki, lazım olduğunda istediğini çekip çıkarsın ordan...
Onu bulacağınız yegane şaşmaz adres şudur;
‘Dün dündür, bugün bugün’...
Çünkü Demirel için tarih, her sabah yeniden başlar.
Her gün, yeni bir milattır.
Şahsına münhasır bir takvime göre yaşar.
Hayatının bütün sayfalarını ‘beyaz’ sanması, ondan...
O takvimin ne maziden kalma yaprakları, ne kayda geçmiş hafızası bulunur, ne de sıralı geleceği.
Yeni bir sayfa açamazsınız onunla, eskisi yoktur çünkü.
***
Ortak tarihimizi nereden başlatacağız?
Demirel için ‘milat’, bir sorun değildir asla.
Tarih, hiç başlamasa da olur.
‘Böyle neyimiz eksik ki?’...
İyi de, nereden öncesini silip, nereden sonrasını sayacağız?
Yoksa saymak, gerçekten gereksiz midir?
Herkes kendi özerk cumhuriyetinde, kişisel takvimine, özel lügatine bağlı yaşasa, daha mı iyi?
Buna benden de, sizden de evvel yine o Demirel, karşı çıkar...
Ve bağımsızlığını ilana yeltenenlerin karşısına dikilip, aynen şöyle haykırır;
‘Demokrasi, anarşi demek değildir’.