Dersim'i konuşmanın faydaları

'Nereden çıktı başımıza bu tartışma, üstünü örtelim, aman kapatalım' diyenleri, ikiye ayırıyorum. İlk grup, CHP ve Onur Öymen'in daha fazla yara almasını istemeyenlerden oluşuyor.

‘Nereden çıktı başımıza bu tartışma, üstünü örtelim, aman kapatalım’ diyenleri, ikiye ayırıyorum.
İlk grup, CHP ve Onur Öymen’in daha fazla yara almasını istemeyenlerden oluşuyor.
Partizan güdülerle hareket eden bir taifedir onlar; körü körüne iman ettikleri siyaset geleneğini korumak için çırpınıyorlar.
Anlıyorum dertlerini ama,  elden ne gelir!...
Üzerinde durmaya değmez, onları kendi hallerine bırakalım.
İkinci grupta ise, tarihsel kavgaların alevlenmesinden, mezhepsel ihtilafların körüklen-mesinden, toplumsal barışımızın hasar görmesinden samimiyetle endişe edenler yer alıyor.
Unutulup gitmiş acıları canlandırmanın, mazide kalan bir gerilime bizi geri götüreceğini düşünüyorlar.
Ve bunu istismar etmek için can atanların, her dem hazır olduğuna dikkat çekiyorlar.
Diyorlar ki;
Geçmişte olan olmuş, biten bitmiş; kaşımanın, deşmenin kime, ne faydası var?
Peki ama, gerçekten de yaşananlar, acaba yaşandığı yerde ve tarihte kalmış mı?...
***
Ben aksini savunuyorum.
Bugün yaşadıklarımıza, dünün sonuçları olarak bakalım, diyorum.
Dün neler olduğunu biliyorsanız, mesele yok.
Bilmiyorsanız, şiddet ve terör dahil toplumsal barışımızı bozan sorunların kökenini anlamıyorsunuz demektir.
Anlamadığınız sorunu da, haliyle çözemezsiniz.
Bu tür sorunlarda ‘kitlesel terapi’, etkili bir tedavi yöntemidir; o da hikâyemizi anlatmadan olmaz.
Dünü konuşmadan, bugüne gelemeyiz.
‘Geçmişle yüzleşelim’ demenin mantığı, işte budur.
Rövanş aramak, intikam peşinde koşmak değildir o.
***
Yıllardır düşünür dururdum;
Militan sol neden bu kadar öfkeyle dolu, bitmek bilmeyen bu şiddet nereden besleniyor, nasıl soğukkanlı birer katile dönüşüyor o gençler, neden bir türlü dinmiyor bu intikam duyguları?
Kuşaktan kuşağa geçen bu sonu gelmez  kan davası,  nereden başladı?
Yoksulluk ile şiddet arasında bir yakın akrabalık ilişkisi olduğu, doğrudur.
Refah ile barışın ikiz kardeş oldukları da, aynı şekilde doğru.
Bu ikililer, hep birbirini çeker.
Yoksulluk, haksızlık, adaletsizlik, imkânsızlık, mahrumiyet... Evet bunlar, her türlü aşırılığın boy verdiği elverişli zeminlerdir.
Kabul ediyorum...
Fakat, yine de başımızdaki dertleri izaha yetmiyor bu bakış açısı.
Bir parça, hep eksik kalıyor...
Dersim’de yaşananlara bakın bakalım, size bu konuda bir şeyler söylüyor mu?
Korkunç bir trajedinin, büyük ve derin bir travmanın hiç mi payı yoktur sizce?
Ne sebeple yaşatılmış olursa olsun, düşünün ki...
Aileler yok edilmiş ya da parçalanmış, kardeşler koparılarak uzaklarda evlatlık verilmiş... Açık açık konuşulamamış, ağıtlar yakılıp ağlanamamış hiç... Göğüslere vurula vurula hafifletilmemiş acı, dövünülmemiş uluorta hiç... Onun yerine şifreli türküler yakılmış, ‘“Dersim’i Hak saklasın, bir yarim var içinde” denmiş, gizli bir efsane gibi içten içe büyütülmüş, gene de unutulmamış acılar...
***
Sakın karıştırılmasın; anlamaya çalışmak, şiddete hak vermek, mazur ve meşru görmek değildir asla.
Sadece konuşmaktan korkmayalım.
Yanlış bir uluslaşma modeli uygulamışız;Stalin’vari demir bir yumrukla ezmişiz kendi kendimizi.
Yaralarımız hâlâ acıyor...
Büyük trajedilerin çocuklarıyız, biraz bundan rahatsızlıklarımız.
Farkına varırsak yardımı olur, kendimizi iyileştirebiliriz belki.