Devlet niye hasta?

Yaşar Büyükanıt Paşa, teşhisi koymuş. "Devlet hasta" diyor. Bu sözlerin sahibi, sabık Genelkurmay Başkanı olunca, bize ne düşer? Devletin niye hasta olduğunu iyi anlamak, tabi ki. Yaşar Paşa, onu da anlatıyor, zaten.

Yaşar Büyükanıt Paşa, teşhisi koymuş.
“Devlet hasta” diyor.
Bu sözlerin sahibi, sabık Genelkurmay Başkanı olunca, bize ne düşer?
Devletin niye hasta olduğunu iyi anlamak, tabi ki.
Yaşar Paşa, onu da anlatıyor, zaten.
Beykent Üniversitesi’nde, ‘Politikacı ve ordu’ başlıklı bir derste, hem de.
Önce, şikâyete konu rahatsızlığı tarifle başlıyor, işe.
Şöyle diyor:
“Devlet kurumları arasında güvensizlik varsa, o devlet, sorunludur.
Ben asker olarak emniyetin istihbaratına güvenmiyorsam... çünkü bana istihbarat getirecek olan kurum benim hakkımda istihbarat topluyor.
Bunlar, gerçek vakalar.
Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı’na; MİT, Emniyet’e; Emniyet, MİT’e güvenmiyor...”
Ardından da veriyor, hükmünü:
“O zaman bu devlette hastalık var.”
Bu teşhise katılmamak mümkün mü?
Bence değil.
Yalnız, bir eksiklik duygusuna kapıldım.
Tekrar düşününce, Yaşar Paşa’nın neyi eksik bıraktığını fark ettim.
Bakalım siz de, o eksikliği bulacak mısınız?
***
Devletin güvenlik kurumları birbirleriyle didişiyor; itişip kakışıyorsa...
Ortada çok ciddi bir zaaf var, demektir.
Bu, tek tek hepimizi ilgilendiren vahim bir duruma işaret eder.
Canımızı emanet ettiklerimiz, birbirleriyle uğraşmaktan iş yapamaz haldeler, yani...
El-Kaide’nin 2003’te İstanbul’daki kanlı eylemlerini hatırlayın.
İki sinagog, İngiliz Başkonsolosluğu ve HSBC bankasına düzenlenen intihar saldırıları!...
Azad Ekinci örneğinde, bunu yaşamamış mıydık?
Yine Hrant Dink cinayetinde benzer bir tablo çıkmamış mıydı, karşımıza?
Ogün Samast, Yasin Hayal olayları...
Jandarma, MİT ve Emniyet istihbaratları, aynı ‘yem’lere çengel takıp, birbirlerinin faaliyetlerini izlerken...
Biri, ötekini gözetlemekle meşgulken...
Kim bilir, daha neler oldu da haberimiz yok, bizim.
***
Yaşar Paşa, sorunun parçası olan kurumları saymış.
‘Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz’ misali...
Bildiği de doğrudur.
Ki, bunların gerçek vakalar olduğunu söylüyor, açık açık.
Sorunlu kurumlarımızı adlarıyla saymış.
Sayan, şikâyetçi pozisyonunda.
Ben de merak ediyorum, işte.
Acaba sayan da, bu sayıya dahil mi, diye?
Hani, ‘kaç kardeşsiniz’ sorusuna genelde bir eksikle cevap verilir ya...
Sayan, kendini unutur, hep.
Oysa, kardeşlerden biri de odur.
Asker de bu sayıya dahil mi, dersiniz?

TOBB, Hisarcıklıoğlu’nun ‘truva atı’ mı?
Cumartesi gününden beri, yorum üstüne yorum okuyoruz. O gün TOBB, kendi üniversite kampüsünde genel kurulunu yaptı, malum.
Rifat Hisarcıklıoğlu da, kendi tribünlerini coşturdu.
Hem de, hükümet ve muhalefetin yüksek katkısıyla demek bile az.
Çünkü Başbakan ile Baykal, uzun zaman sonra ilk samimi pozlarını orada verdi ki...
TOBB’a ve başkanı Hisarcıklıoğlu’na sıkı kıyak çekmiş oldular.
Bu yüzden, ratingi hayli yüksekti, TOBB’un.
İşte o reytingi, Rifat Hisarcıklıoğlu’nun, kendisi için fırsata çevirdiği söyleniyor.
Güya, siyasi ikbal hesapları varmış.
TOBB da, onun ‘truva atı’ymış.
Hem, Başbakan’a yakın görünerek başkanlık koltuğunu sağlama alıyormuş.
Hem de gözü, başbakan olmaktaymış, aslında.
Hatta deniyor ki;
Başbakan’ın huzurunda seyircisini, hükümete karşı galeyana getirmiş.
Alkış tufanı içinde kürsüyü terk etmiş.
O kadar, yani.
***
Yazılanlara bakınca, iki şey düşündüm, ister istemez.
Önce, Yalım Erez’ler, Fuat Miras’lar, Ali Coşkun’lar geldi, aklıma.
Sonra da... TOBB, siyasetin yedek kulübesi mi ki, diye sormak, içimden.
Eskiden de siyaset için fırsat kollayan başkanları oldu, çünkü.
O koltuğun imkânlarıyla, siyasilerin altını oyanlar, kuyusunu kazanlar...
Ama aralarından lider çıktığını hiç hatırlamıyorum.
Birkaçı nispeten muvaffak olsa da...
Çoğu, kendi kazdığı çukura düştü.
Ama hepsinin de kısa kaldı, boyları.
Olsa olsa bakan oldular; Sanayi ve Ticaret Bakanı mesela.
***
Yok, Rifat Hisarcıklıoğlu’nun gözü de, gönlü de siyasetteymiş.
Yok, 2011’i bekliyormuş.
Yok, arkasında 6 milyon üyenin oyları varmış.
Hiç sanmıyorum.
Hisarcıklıoğlu’nu boş havuza itmeye kalkışkan çoktur da...
Ne onda, böyle bir siyasi ihtiras bulunur.
Ne de TOBB, fırsatçıların bekleme odasıdır.
Siyasetin yedek kulübesi, hele sıçrama tahtası, hiç değil.
Deneyen çok oldu da, başaranı hatırlayan var mı, aramızda?
***
TOBB Başkanı, apolitik ya da kayıt dışı siyasetçi olamaz.
Öyle davranırsa, en evvel kendi kaybeder.
Onun için son sözüm şudur:
‘Siyasete ısınıyor’ yorumlarını, acaba Hisarcıklıoğlu, bilerek mi davet etti?
Kendi tavırları, konuşması mı, buna sebep?
Belki hoşuna gitmiştir.
İstemiş de olabilir.
Fakat, kendine talep yaratmak için bunu planladığını sanmam.
Çünkü, mühendislik numaralarını, millet daha önce yemedi.
Şimdi niye yesin ki?
Hisarcıklıoğlu’nun da, bunu çok iyi bildiğine eminim.