Diyarbakır?ı nasıl gördüm?

Dün karşıdan, şöyle bir baktım, istasyon meydanına. Ulu Cami?nin avlusundan geçtim.

Dün karşıdan, şöyle bir baktım, istasyon meydanına.
Ulu Cami’nin avlusundan geçtim.
Cahit Sıtkı’nın, civardaki evine uğradım.
Dörtkenar iç avlusunda mahfiller karşılıklı bakıyordu;  yaz, kışa; bahar, sonbahara dönmüştü yüzünü.
Sanki Ulu Cami’nin dört mezhepli külliyesine nazire yapıyordu.
Sokaklarında yürüdüm şehrin.
Önceki gelişlerimizi hatırladım.
Eski günler geldi, gözlerimin
önüne.
Nasıl gerilmiş, nasıl da
üzülmüştük...
Taş atan çocukları bu kez
farklı gördüm.
Yüzlerine baktım, gözlerindeki ışıltıyı yakalamak için.
Öfke mi, merak mı, umut mu?
Bakışlarında hangisi vardı,
anlamaya çalıştım.
Derinlerde ne sakladıklarını
bulmak için baktım.
Aralarında güneyli çocuğu aradım, durdum.
Saklandığı yerden belki çıkar,
dedim.
Sonra, bu çocuklara ne çok haksızlık yapıldığını düşündüm.
O çocuğun dışarı çıkmak için neden bu kadar çok korktuğunu..
Galiba, daha iyi anladım...
Dışarıdan bakınca, daha iyi gördüm, çok daha iyi.
Bazen o tadı yakaladım, bazen izler silikleşti gözümde.
İtiraf ediyorum, biraz da dışarıdan bakmanın keyfini çıkardım.
Başımı kaldırıp göğe baktım mesela, mitingden sonra kaçıp dostlarla Diyarbakır sofrasına oturdum.
Ama iyi hissettim, Diyarbakır’ı  iyi gördüm bu kez.
Hava kapalıydı, bulut vardı, yağmur da yağıyordu; yine de geçen gelişimizdeki kasveti dağılmış gördüm.

Not defterimden...
Gelin, kısa kısa bakalım
Diyarbakır notlarıma:

  • Diyarbakır’ın yolu benim için Anadolu Jet’ten geçti.
  • Başbakan’a ANA uçağında refakat eden İstanbul heyetinde 10 meslektaşımız vardı.
  • Bizim ikinci kafile ise, benimle birlikte Ankara’dan yola çıkan Murat Yetkin, Enis Berberoğlu, Mustafa Ünal ve Adem Yavuz Arslan’dan oluştu.
  • Bir defa, Diyarbakır’ı son seferimden daha rahatlamış gördüm. Ocak, Mayıs ve Ekim 2008 tarihlerinde Başbakan’la gelmiştim.
  • Son gelişimizde bizi ‘sinik’ bir şehir karşılamıştı. Kepenkleri kapalı, sokakları ısssız, çöpleri toplanmamış, küçük grupların sokak aralarında lastik yaktıkları, arbede çıkardıkları, sokak başlarını polis panzerlerinin beklediği gergin bir şehir...
  • Dün, o kasvetli hava gitmişti. Yerini sükûnete değil, seçim atmosferine bırakmıştı. Yağmura rağmen Diyarbakır canlıydı, diriydi.
  • Sanıyorum Başbakan, aradığı ilgiyi buldu.
  • Hayır, Başbakan ‘kara yılan’ teklifime iltifat etmedi. Sezai Karakoç’un Diyarbekir’ine atıfta bulunmakla yetindi.
  • Olsun, bu da iyidir.
  • Dedim ki, Ahmet Kaya da olsaydı; ‘Oy havar’ çekseydi, ‘ağlama bebeğim’ deseydi; Ahmet Arif’in ‘suskun’luğunu aratmasaydı.
    Sonra Ahmet Arif’in sesinde hayat bulsaydı yeniden, ne müthiş olurdu o mısralar...
  • Murat Yetkin’e hak verdim.
    İyi olurdu...
    Diyarbekir kalesinden notlar ve Adiloş bebenin ninnisi, deseydi...Ve, devam etseydi:
    Bunlar,
    Engerekler ve çıyanlardır,
    Bunlar,
    Aşımıza, ekmeğimize
    Göz koyanlardır,
    Tanı bunları,
    Tanı da büyü.
  •  Gene de güzeldi. İstasyon meydanında ‘güneyli çocuğun sesi’ dün, ne de olsa duyuldu.
  • Çöpler, bu kez toplanmıştı. Galiba Başbakan’ın, ‘’gelin bu
    pislikleri kaldıralım’’ demesine tekrar fırsat vermemek için.
  •  DTP, öncü sarsıntılara rağmen, geçen seferden daha sakin izledi. Ne lastik yakıldığını duydum, ne de polise taş atan çocukları gördüm.
  • Sokakları eylem alanına çevirememişlerdi. Bağlar semtindeki manav dükkanı bile açıktı. Kepenklere de, sözleri geçmemişti.
  • Halk, açık-örtülü tehditlere rağmen eve kapanmak yerine dün meydana çıkmıştı.
  •  Ne gelirken karşılayan, ne giderken Başbakan’ın ardından
    el sallayan DTP’li gördüm.
  • Anketlere kulak kesildim. DTP ile AK Parti arasında hala makas
    var ama kapanıyormuş.
  •  Âdet olduğu üzere Başbakan konuşurken kahvehaneye uğramazsak olmaz, dedim. Kalabalığı yarıp geçmek mümkün olmadı.
    Televizyonlar açık mıydı;
    TRT Şeş’te Başbakan’ı Kürtçe
    dublajla dinlediler mi, bilmiyorum. Simültane çeviriyi sormuyorum artık,  başarılı mıydı, diye.
  •  Dünya gözüyle, bugünleri de gördük ya...
    Başbakan, ‘TRT Şeş biheyr be!’ dediğinde istasyon meydanının nasıl yankılandığını...
  • AK Parti adayı Kudbettin Arzu, halk arasında seviliyor. Bunu da yerinde bizzat müşahade ettim.
  • Pankartlara baktım, Davos rüzgârı burada esmeye devam ediyor. ‘Davos fatihi’ne göndermeler olsa da, ‘Pala Tayyip’ klibi buralara henüz uğramamış.
  • Gözlemlerimden çıkan sonuç şu: Diyarbakır, güneyli çocuğu uyandırmaya hazır. Eğer sandık başına gelebilirse şehrin kaderi değişir.
  • Diyarbakırlı karar verecek: Hizmet mi istiyor, yoksa ‘kimlik siyaseti’yle devam etmek mi?
  • Yaklaşan yerel seçimlerin gerçek nabzını da, tansiyonunu da Diyarbakır’da hissettim.
  • Evet,  Başbakan’ı istasyon meydanında dinlemek için Diyarbakır’daydım.
    Söz! Baykal ya da Bahçeli... Hangisi gelirse onu da dinlemeye hazırım.