Domuzun getirdiği haber...

Domuz, dinimizce necis bir hayvan. Ve şimdi, bize ölüm virüsü taşıyor.

Domuz, dinimizce necis bir hayvan.
Ve şimdi, bize ölüm virüsü
taşıyor.
Ahir zaman mesajı mıdır, bu?
Peşin kanaatim şu:
‘Domuz gribi salgınında bizim için bazı ibretlik dersler var.’
Bakalım, siz de bana katılacak mısınız?
***
Birkaç hafta bekledim, bu yazı için.
İlk vakadan bu yana dikkatle takip ettim.
Hiçbir yerde domuz menkıbeleri tefrika edilmedi.
Domuz gribi için ‘dabbetül arz’ diyen çıkmadı.
Hiç kimse de bu salgını ‘kıyamet alameti’ olarak göstermedi.
‘Günahlarımız çoğaldı, ondan başımıza geldi’ diyene de rastlamadık.
Bunun ilahi bir ikaz olduğunu söyleyene de...
Yaptığımız, hükümetin aldığı sağlık tedbirlerini sorgulamak.
Çok da iyi yapıyoruz.
Bu bir zihniyet dönüşümü değilse, nedir?
***
Bakın, nereden nereye geldik?
Hani, ‘toplumun hızla muhafazakârlaştığı’ söyleniyordu.
Hani, ‘Türkiye, nereye gidiyor?’ diye soruluyordu.
Demek ki Türkiye, başka bir zihniyet iklimine hicret etmiyor.
Kollektif aklımız rasyonelleşiyor, dünyevileşiyor.
Bu, olsa olsa neo-muhafazakârlığın doğuşudur.
Hiçbir kamuoyu yoklaması...
Hiçbir anket istatistiği, bundan daha çarpıcı olamaz.
Bazı şeylerin varlığı kadar, yokluğu da haberdir.
Fark ettim ki, sıfır sonucunu veren bir olgusal anketle karşı karşıyayız.
Şahit olduğumuz değişim şudur:
Ne Cüppeli Ahmed Hoca’nın sesi duyuldu.
Ne Şevki Yılmaz’vari bir siyasinin fevri çıkışı...
Domuz gribi salgınını herkes ‘es’ geçti.
Bu da ayrı bir istatistiksel veridir, bana göre.
Ama hiçbir yerde haber olmadı.
***
Ne o, yoksa normalleşiyor muyuz?
Korkmamak elde değil işte.
Gelin isterseniz, başka bir tezin daha sağlamasına bakalım.
‘Dünya dine dönüyor’ hükmü, ne kadar doğru?
Küreselleşme, pek çok nimetin yanında tehlikeler de ihtiva ediyor.
Sınırların silikleşmesi, mesafelerin kısalması... dolaşımın hızlanması...
Hayatlarımızı kolaylaştırdı.
Ama sari hastalıkların, habis virüslerinkini de öyle.
Artık Meksika’da ortaya çıkan ölümcül bir virüs, Mısır’ı da tehdit ediyor.
Ne kadar uzakta olursak olalım, hiç birimiz güvende değiliz.
İnen her uçak, bize ölümü taşıyor olabilir.
Küresel dünya, tekin bir yer değil.
Bu emniyetsizlik, dine dönüşü mü tetikliyor, acaba?
***
Bundan 100 yıl, bilemediniz 200 yıl öncesini düşünün.
Meteor yağmuru başladığında, ‘kıyamet günü geldi’ sanılıyordu.
Gök, başlarına yıkılacak korkusuyla sokakta geceliyordu, insanlar.
Dehşet içinde yalvarıp yakarıyorlardı...
Gökten başımıza taş yağması, vaktin geldiğine işaretti.
Nostradamus’un kehanetleri gerçek oluyordu, sanki.
Uzun yağmurlar, dev göktaşı ve kuyruklu yıldızlar...üstümüze düşüyor...
Zavallı insan!...
Bugünse, göksel bir şölen, bir havai fişek gösterisi gibi izliyoruz.
Çünkü sırrını biliyoruz, bu olağanüstü doğa olayının.
Dünyamız güneş sistemindeki bir toz bulutunun içinden geçiyor.
Ve o esnada, yıldızlar kayıyor atmosferimizden; alev topları akıyor, başımızın üstünden.
Ama korkularımızı dindirmeye yetmiyor.
Derin Darbe (Deep Impact) gibi Hollywood filmleri, bu korkuyu anlatır.
Ya dünyamız, serseri bir gök cismine çarparsa başını...
NASA’nın kıyamet senaryosu işte böyle bir kozmik felakettir.
Nasıl kurtulacağız?
Bilim, ihtimallerle meşgul.
Kıyamet habercisi milenarist tarikatlar da, bu korkudan besleniyor.
***
Peki ya biyolojik bir felaket yaşanırsa...
O da kıyametin yaklaştığına işaret mi?
Jerry Falwell adlı evanjelik TV vaizi, 11 Eylül saldırıları için ‘ilahi bir ceza’ demişti.
İkiz kuleler, iman kuleleriydi.
Günahlar çoğaldığı için yıkıldılar.
Yani terör de bir kıyamet ikazı.
Öyleyse domuz gribi,  küresel bir felaketi haber veriyor olmasın?
Fakat kozmik kıyamete, terör kıyametine tepki verenler, ortada yok bu kez.
Tele-vaiz Falwell’in cemaatinden çıt çıkmıyor.
Dünyadan başka bir milenarist meczup da bu fırsattan istifade çıkış yapmadı.
Çok kolay mürit bulabilirlerdi, oysa.
Biyolojik kıyamet tehlikesine karşı bu sessizlik neden?
Eminim, hurafe inançları için bulunmaz bir limandır.
Oysa ‘laboratuvarda üretilmiş biyolojik silahtır’, diyen var da...
‘Küreselleşme deccalinin korkunç yüzü’nden bahs eden yok.
Demek ki, ulusal muhafazakârlaşmamız gibi küresel dindarlaşma da yeni bir durum.
Neo-dindarlık diyelim, isterseniz.
Akıl ve bilimle barışık, ama hurafelerden uzak bir dindarlık.
Bakın, tek dini tepki, Mısır’dan geldi.
Kıpti hristiyanlar, grip salgını yüzünden domuzların itlafına karşı çıktı.
O da, geçimlerini domuz çiftliklerinden sağladıkları için.