Dostlar Cannes'da görsün

Biz her yere çıkarma yapacağımıza, biraz da onların bize çıkarma yapmalarını sağlasak olmaz mı?

Dünyanın en büyük gayrimenkul fuarı, her yıl bu zamanlar Cannes’da kuruluyor. Bu sene onur konuğu Türkiye. Anlı şanlı müteahhitlerimiz, önde gelen mimarlarımız burada. Şehrin lüks restoranlarıyla şık otel lobilerini onurlandırıyorlar.

Fransa için iyi. Ölü sezonda fuar turizmiydi, festival turizmiydi derken şehir ihya oluyor. Şeref konuğu kâh biziz, kâh başkası. Ama kazanan her daim Cannes.

Fuara gelen firmalarımız, Türkiye pavyonunda birbirlerinin standlarına karşılıklı ziyaretlerde bulunuyor. Yabancı ziyaretçilerin yokluğunu aratmıyorlar böylece. Hem memlekette sektörün büyük oyuncuları hangi vesileyle bir araya gelecek ki?

Türkiye’de görüşemeyenler burada görüşüyor, uzun uzadıya hasret gideriyorlar. Türk’ün Türk’e propagandası bir nevi. Biz çalıp biz oynuyoruz.

Cannes, içerideki pazara mesaj olsun diye dışarıda boy göstermek için de iyi bir yer. Dostlar Cannes’da alışverişte görsün. Pahalıya patlıyor fakat gövde gösterisidir, faydadan hâli değildir yine de.

Velakin inşaat ve taahhüt piyasasında Çin’den sonra dünyada ikinci gelmekle övünüyoruz. Bu saatten sonra boş gösteriş hikâyeleriyle mi avunacağız? Ulaştığımız büyüklüğün nimetlerinden faydalanmanın zamanı gelmedi mi?

Biz her yere çıkarma yapacağımıza, biraz da onların bize çıkarma yapmalarını sağlasak olmaz mı? Biraz da Frenk müteahhitleri bizim şehirlerimizi teşrif edip şenlendirse!

Yaptığımız her çıkarmanın bir maliyet hesabı var neticede. Bazılarının götürüsü, getirisinden fazla oluyor. Cannes çıkarmamız da bunlardan biri.

Paris’in varoşlarında kentsel dönüşümü bizimkiler yapacakmış, fuarın gözdesi Türk müteahhitlermiş, Türkiye’deki gayrimenkul pazarı dünya devlerinin gözlerini kamaştırıyormuş, bilmeyenler duyunca iştahları kabarıyormuş falan filan. İç pazarlamaya dönük balonlar bunlar.

Dışarıya pazarlayacak ne bir vizyon ne bir projemiz göze çarpıyor. Hazırlıksız geliyoruz. Çünkü müteahhitlerimizin gözü dışarıda değil içeride.
Ya biz bu işleri aştık, uluslararası gayrimenkul fuarının bize vereceği bir şey kalmadı. Ya da Cannes’a bir miktar döviz bırakmak dışında fuara katacağımız bir şey yok artık bizim.

Her iki halde de inşaat ve taahhüt işlerinde küresel bir iddia ortaya koymanın yolu belli. Cannes’dan geçmiyor. Eli belinde avara kasnak gibi dolaşmayı bırakıp fuara ders çalışarak gitmeyeceksek tabii.

Bay Deki ama para onda

Cannes sahilinde Rolls Royce’la dolaşırken görmüşler Ali Ağaoğlu’nu. Ben rastlamadım ama tesadüfen karşılaşanlar söyledi. “Türkiye’yi temsil ediyoruz burada, kolay mı” diye açıklıyormuş durumu.

Hava basma biçimi fena halde demode. Fakat yakıştırıyor kendine. Yurtdışındaki sempatik yüzümüz oldu baksanıza.

Cannes’da bile, gösteriş için arabayla poz verip hâlâ şirin görünebiliyor. Türkiye, bundan daha sevimli bir şey olarak tanıtılabilir mi?

Az bulunur bir özelliği var. Zenginlik teşhirini, alelade bir gösteriş cilvesi gibi taşıyor üstünde. Bu yüksek medeni cesaretiyle de en havalı ve paralı Bay Deki olmayı başarıyor. Alkışlar Ali Ağaoğlu için.