DTP tabelasını eleştirme hakkım

Meclis'te asılı duran o tabela, benim DTP'yi eleştirme hakkımdı. Dün, söktüler... Bakmayın siz, aslında bugün oturup, adam akıllı eleştirecektim DTP'yi.

Meclis’te asılı duran o tabela, benim DTP’yi eleştirme hakkımdı.
Dün, söktüler...
Bakmayın siz, aslında bugün oturup,  adam akıllı eleştirecektim DTP’yi.
“Görmüyor musunuz, Meclis’te tabelanızı asmak için size de yer var ama, şu terörle aranıza bir türlü mesafe koyamadınız be kardeşim!” diyecektim...
“Bakın, Türkiye inkâr siyasetini aştı, hukuk sistemimizde hak arama yolları herkese açık, hepimize yetecek kadar özgürlük var ülkemizde, demokratik meşruiyet içinde kendinizi ifade etme imkânına sahipsiniz artık” nutukları çekecektim...
“Terörle şiddetle hak aranmaz; bu yol, yol değil, siz de çok iyi biliyorsunuz” faslından girip, “Reşadiye’deki kalleş saldırıya neden sessiz kaldınız?” diye soracaktım.
Bir çıkış daha yapacak, kimlik siyasetiyle nereye varacaklarını sorgulayacaktım.
Velhasıl, ağzımı açıp gözümü yumarak, demediğimi bırakmayacaktım.
***
Tek tek yüzlerine vuracaktım her şeyi.
“Sivil siyasetin önünü siz açabilir, çözüme siz bir şans verebilirdiniz, ama yapmadınız” yazacaktım.
“Ayağınıza gelen açılım fırsatını hoyratça heba ettiniz” diye suçlayacaktım.
Ki bilirsiniz, pek çok kez yaptım bunu, başkaları da yaptı...
DTP’ye söylenecek o kadar çok şey var ki... Bulunacak kusur ile kabahat, saymakla bitmezdi çünkü.
Ama gelin görün ki, Anayasa Mahkemesi, verdiği o kararla, DTP’yi eleştirme hakkımı bir kerede çekip aldı elimden.
Dün, Meclis’teki parti tabelasının nasıl söküldüğünü izledim TV haberlerinde.
Bütün söyleyeceklerim, işte o anda çöpe gitti.
***
Demokratik siyaset, hesap verme üzerine kuruludur.
Sistemin içinde var olmasına izin vermediğiniz, dışarıya ittiğiniz bir siyasi partiden nasıl hesap soracaksınız şimdi?
Demokrasiler, küçük-büyük, kitlesel-marjinal ayırt etmeden, herkesi sistemin içine almaya uğraşır ki, söz ve eylerimden mesul tutulabilsinler.
Çünkü, siyasi meşruiyet hakkı tanımadıklarınız, kendilerinden hesap sorma hakkını da vermezler size.
O zaman, orman kanunları geçerli olmaya başlar; kimin gücü kime yeterse...
Dağdakileri aşağı indirmenin mantığı da buna dayanır.
Hadi kestirmeden söyleyeyim;
Bölücülük iddiası güdenleri dağdan indirmeye çalışmak mı, yoksa onları orada kalmaya zorlamak mı bizi bölüp parçalar?
İş odur ki, Kandil karargahını kapatasınız; iş odur ki, PKK’ya kapatma davası açasınız.
DTP’yi herkes kapatır... Elimize ne geçecek, ona bakalım biz!
PKK’yı da kapatmış olduk mu şimdi, terör belasından kurtulduk mu bu kararla?
***
Bana sorarsanız, demokratik açılım, PKK’ya karşı açılmış bir kapatma süreciydi.
Demokratik açılıma karşı olanlar, hiç boşuna haklı çıktıklarını düşünmesinler.
DTP’nin kapatılmış olması, açılımın da kapatılmasına gerekçe olamaz.
Tam aksine, DTP’yi kapatırken, PKK’yı bile bile açık bırakmaktır o.
Başka çare kalmadı...
Bu saatten sonra yapılacak iş, havlu atmak değil, o süreci sağ salim tamamlamaktır.