'Eğer kalbin oruç tutmuyorsa...'

Bu ramazanın gelişi, alayı vala ile önden duyurulmadı. Bin parçaya bölünmüş gündem, açılımların ağırlığı altında ezilirken...

Bu ramazanın gelişi, alayı vala ile önden duyurulmadı.
Bin parçaya bölünmüş gündem, açılımların ağırlığı altında ezilirken...
Çat kapı, çıkageldi.
Haber vermeye de, ramazana hazırlık yapmaya da kimsenin fırsatı olmamış gibi.
Belki böylesi çok daha iyi oldu.
Dün gördüğüm üç ramazan haberi, bu yüzden çok anlamlı geldi bana.
İlki, Büyükada’dandı...
Ada sakinleri, ‘Saygı ve sevgiyle yaşıyoruz’ mesajı veren pankartlar asmış.
Gayrimüslim vatandaşlar, Müslüman komşularının ramazanını böyle kutluyor.
Soranlara da ‘En güzel açılım budur’ diyorlar.
İkincisi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Paylaşmak güzeldir’ temalı kampanyası.
Afişlerin birindeki fotoğraf, başka söze gerek bırakmıyor.
Üzerinde, heavy metal grubu ‘Iron Maiden’ yazılı siyah tişört giyen uzun saçlı bir genç, yaşlı bir adama sarılıyor.
Gencin yüzünde şefkatli bir gülümseme var, yaşlı adamın başında da takkesi...
Üçüncüsü, Yeni Aktüel’in bu haftaki kapak dosyasıydı.
Dergi, ‘Dinler ve Oruç’ başlıklı  bir dosyayla çıktı, dün.
İçeride kullandıklarıysa, bugüne kadar okuduğum en güzel ramazan başlıklarından biriydi;
‘Eğer kalbin oruç tutmuyorsa...’
Bunu, kapak fotoğrafıyla birlikte düşünmelisiniz.
Gözleri kadrajın dışında kalmış hoş bir kadın yüzü...
Zarif bir burun, kiraza benzer bir meyveyi ısıran hafif rujlu dudaklar...
Yeme, içme ve cinsel hazzı birarada anlatan sade bir görüntü.
Spotta, şöyle diyor:
‘Oruç, Müslümanlara mahsus bir ibadet olmadığı gibi; salt yeme, içme  ve cinsel ilişkiden sakınmaktan da ibaret ***
H H H
Bir ağustos ramazanında daha beraberiz.
Sonuncusu, bundan 33 yıl evveldi.
Ramazan, önümüzdeki 8 yıl boyunca yaz aylarında kalmaya devam edecek.
Bir dahaki yaz turunu görmeye ömür yeter mi, bilinmez.
Malum, yaşadığımız yaz mevsimleri sayılı.
Ortalama yaşam süremize vurduğunuzda, toplam 60, 70 yazımız var.
Bunların ikisinden, bilemediniz en fazla üçünden gelip, geçiyor ramazan.
Yazın sıcak ve uzun günlerinde oruç tutmak, gerçek bir deneyimdir.
Açlık ve susuzlukla değil, aslında sabırla imtihan edilirsiniz.
Sınırlarınızın zorlandığını, iliklerinize kadar hissedersiniz.
Uzun bekleyiş, ertelenmiş bir haz gibi, iftar sofrasının lezzetini artırır.
***
İlk yaz ramazanım, çocukluktan ergenliğe geçiş çağıma denk gelmişti.
Dakikaların uzayıp saatler olduğu günbatımlarında, saniyeleri sayarak beklerdim sofra başlarında.
Top atışları, minarelerden yükselen ezan sesleri, mahyaların parıltılı yazıları, ışıklarla süslenmiş şerefelerin huzurlu görüntüsü, o hatıraların ayrılmaz bir parçasıdır.
Ne zaman görsem, o sonu gelmez bekleyişlerimi hatırlarım.
Son 10-15 yıl, ramazan  hatıralarıma yeni ve karışık duygular da ekledi.
Her ramazanla birlikte ‘irtica mevsimi’ de getirildi, mesela.
Oruç tutanlarla tutmayanları ayrıştıran haberler, başkalarının tercihlerine müdahale eden yayınlar...
Gergin geçti, son yılların ramazanları.
Merak ediyorum, acaba bu yıl ramazan nasıl geçecek?
Yine, yaşam biçimi tartışmaları olacak mı?
***
Çocukça bir heves var içimde.
Bu yaz ramazanı, huzurlu geçse...
Bedenen tutup tutmamak, herkesin kendi bileceği iştir.
Ama kalplerimiz, birlikte oruç tutsa, diyorum.
‘Ramazan dolayısıyla kapalıyız’ yazıları, asılmasa kapılarımıza.
Tutan tutmayana, tutmayan da tutana kem gözle bakmasa...
En azından tadını kaçırmasak, bu ramazanın.
‘Ramazan geldi, hoş geldi’ demeyen haberlere fırsat vermesek, hiçbirimiz.
Fena başlamadık.
Merakla bekliyorum.
Bakalım, arkası nasıl gelecek?