'Ehl-i keyif tiryakiler'in hükmü

Keyif veren muzır maddeler, ikiye ayrılır; kuru ve yaş olanlar... Sigara ve alkollü içki, bunlara örnek... Kullanımları, çeşitli kısıtlamalara tabidir.

Keyif veren muzır maddeler, ikiye ayrılır; kuru ve yaş olanlar...
Sigara ve alkollü içki, bunlara örnek...
Kullanımları, çeşitli kısıtlamalara tabidir.
Genel sağlık, zararlı maddelerden koruma, kötü alışkanlıkları
özendirmeme gibi meşru gerekçelere dayanmak kaydıyla...
Dünyevi kitaplar, buraya kadar hemfikir.
Amma bundan sonrasında, ihtilafa düşüyorlar.
Sınırlar, nerede çekilecek?
Öyle diyen de var, böyle diyen de...
Tütün ve Alkol Piyasası Kurumu,
içki reklamlarına yeni bir düzenleme getirmiş.
‘Farklı yaşam biçimlerine
saldırı’ diyen mi ararsınız?...
‘Adım adım İran’vari bir rejime götürülüyoruz’ diye uyaran mı?...
Nevrotik bir depreşme haline
giriyoruz.
***
Diyelim ki bu konuda, çarpışan iki temel görüş var.
Biri, muhafazakâr görüştür;
Aile değerlerini, nesil sıhhatini
önceler.
Diğeri de liberal sol görüş olsun;
Bireyin kendine zarar verme hakkı dahil, özgürlüklerin katıksız müdafaasına dayanır.
Yine de mevzu, ‘yasaklasak mı,
yasaklamasak mı?’ değildir.
‘Silme’ yasakçıların hükmü, apayrı bir bahis...
Mesele; bireyin tercih özgürlüğü, nereye kadar umumun menfaatlerine feda edilebilir?
Yoksa kimse, kimsenin keyfine kahyalık yapamaz, orası açık...
Demokraside, bu iki görüş de
muteberdir.
İkisine de kitaplarda yer var.
Politik önceliklerin farklı olması,
birinden diğerine değişmesi tehdit
olarak görülmez.
Tam aksine, çağdaş dünyanın başka her yerinde doğal.
Neden bizde, rejim meselesi olsun?
Hadi eski zamanlardaki
‘irtica’yı anladım, bugünkü ‘aşırı
uçları’ da anladım...
Ama muhafazakâr
siyaset de mi tehdit?
O zaman muhafazakâr siyasi tercihler, hangi alanda yaşayacak?
***
Herkesin kendince kimi ‘muzır keyifleri’ olabilir.
Bu bir haktır ve savunulmasında hiçbir tuhaflık görmüyorum.
Mesela sigara konusunda ben, bu görüşe riayet edenlerdenim.
Aşırı kısıtlamalar, meşrebime uymuyor.
Genel sağlık yararları, özel keyfimi kaçırıyor.
Ama hemen, ‘4. Murat kanunları hortluyor’ demek, abartılı...
Hoşlanmasam da anlayabiliyorum.
Yasak ayı temmuza yaklaşırken, isyan çıkarmıyorum.
‘Rejim elden gidiyor’ da demiyorum.
Benden, en fazla duyacağınız şudur:
Tiryakilerin insan hakları
ne olacak?
***
Bir ara, ‘Topkapı Sarayı’nın
avlusundaki  Konyalı Lokantası’nda içki yasaklanıyor’ diye haberler
yayılmıştı.
Hemen kalem, kâğıda sarıldım.
Bazı şeyleri söylemek için fırsat kolluyordum.
Önce belediyeyi arayıp,
işin aslını sordum.
Hikâye, fos çıktı.
Kimse, kimsenin tavuğuna ‘kış!...’ dememişti.
Konu, alkollü içki reklamlarına dayanınca...
O fırsat, dönüp dolaşıp tekrar ayağıma geldi.
Bu tartışmada ‘makûl ölçü’ nedir?
***
Din, başkalarının hayat tercihlerine karışma hakkı veriyor mu?
İçki ve yaşam biçimi meselesinde Melami olmak şart değil.
Dini tasavvurda, madem ki dünya, bir imtihan yeri...
Herkes, kendi kâğıdıyla meşgul
olsa gerek...
Yoksa, başkalarının sınav kâğıdına karışmak da mı, bu imtihanın parçası?
Hayat, bir oyun oynaştan ibaretse...
Dileyen varıp, biraz da kendi
oyalansın.
Yok eğer, ‘iyiliği çoğaltmak, kötülüğü kötülemek’ de imtihanın parçası diyorsanız...
O zaman taciz, tecavüz,
çalmak, çırpmak, zulm etmek gibi ‘geçişli’ günahlar varken, ‘geçişsizler’e gelene kadar...
Her mücadeleci tebliğ erine bir ömür boyu yetecek kadar ‘aktif kötülük’ var, etrafımızda.
Ama dayatmak, zorlamak başka...
Bildiğim kadarıyla kimse, başkalarının ‘yanlış cevapları’nı  imha etmekle görevli değil.
Herkes, kendi günahından mesul...
***
Din ve inançlara eşit mesafedeki kamu düzenine gelince...
New York’un muhafazakâr
belediye başkanı, Manhattan’a çeki düzen verdiğinde, batakhaneleri
temizlemiş oluyor.
Mezbeleliğe dönmekten kurtarıyor, eğlence merkezi ‘down town’ı.
Burada muhafazakâr
idareciler, mevzunun kenarından
kıyısından bile geçse...
Hemen, şeriatın ayak seslerini duymaya başlıyoruz.
Düzenlemenin eksikliklerini,
fazlalıklarını eleştirenlere diyecek
sözüm yok.
Ama tepkiler, makûl ölçüleri aşıp, irticayla mücadele safsatasına dönüşüyorsa...
Nasıl ki gördüğümüz her sakallı, hacı babamız değil...
İçinde içki lafzı geçen her evrak da ‘içki yasağı’ manasına gelmez.
Sinir uçlarına dokunup mahalleliyi zıplatmak değilse, amaç ne?
***
Mayınlar temizlenecek;
‘Yetişin ey ahali! vatan elden gidiyor’, diyorlar.
İçki reklamı düzenlenecek;
‘Komşular koşun, özgürlüğümüze saldırı’ cingarı koparılıyor.
Hayrola! Yoksa cumhuriyet mitinglerine kalabalık mı topluyoruz?