Elde var WikiLeaks, başka?

Gazetecilik meslek ahlak ilkeleri de buyuruyor ki; soruşturulması imkân dahilinde olan bir bilgi, muhatapları nezdinde doğrulatılmadan yayımlanamaz.

Taraf gazetesi, WikiLeaks’in Türkiye postasını dağıtmaya başladı. Ama yaptıklarının ulaklık değil de gazetecilik başarısı olduğuna inanmamızı bekliyorlar.
Şahsen ben teşneyim, inanmak istiyorum onlara. Müşkülpesent biri olmadığımdan, kolay da ikna edilirim.
Bakın; zamanlamasına itiraz etmiyorum, altında bir bityeniği de aramıyorum. WikiLeaks’in Türkiye dokümanlarının tam da seçimlere çeyrek kala ortaya dökülmesinin maksatlı olduğunu söylemiyorum katiyyen.
Türk siyasetine sınırötesi
bir operasyon çekildiğini, seçmen kanaatlerini değiştirmeye matuf bir karalama kampanyası yürütüldüğünü zımnen bile olsa ima etmeyeceğime söz veriyorum. Habercilik başarısı olarak kabule dahi hazırım. Yeter ki Amerikalı diplomatların gelişigüzel atıp tuttukları mutfak konuşmaları, doğruluğu araştırılmadan önümüze konmasın. 

Hani bunun teyidi?
Taraf’ta yapılanın üstün gazetecilik sayılması için, ellerine verilen dedikodu tomarını olduğu gibi yayımlamadan evvel kendi imkânlarıyla tahkik etmeleri gerekmiyor mu?
ABD’li diplomatların aile içi mahrem yazışmaları bunlar. İçinde yaygın söylentiler, kulaktan kulağa fısıltılar, şayialar, tevatür, tezvirat, iftira, ne ararsanız mebzul miktarda var.
WikiLeaks evrakı, hiçbir şeyi doğrulamıyor bu haliyle, belge değeri dahi taşımıyor. Mutlaka belge denecekse, belgeledikleri tek şey, Amerikalı diplomatlar arasında yapılmış bir kısım dedikoduların varlığıdır sadece. O dedikoduların muhtevasını, ne doğrulamaya ne de yalanlamaya yetiyor tek başına.
İspat ettikleri bir şey varsa, o da, diplomatların, ağzında bakla ıslatmayan gayri ciddi birer dedikoducu olduklarıdır.
WikiLeaks ifşaatı, gevşek ağızlı sefirlerin görev yaptıkları başkentlerle Washington arasında bol bol laf taşıdıklarını belgeliyor. İleri geri her ne duydularsa, yiyip içmeden kripto cihazına yetiştiren acar memurların işgüzarlığını yani.
Müttefiklerinin arkasından konuşurken, mahalle ağzıyla dostlarını çekiştirirken suçüstü yakalandılar. Düşünün ki, ABD Dışişleri Bakanlığı bile, içerikleri teyit edilmemiş ham bilgi, yani fiskostan öteye geçmediklerini açıklamıştı o dokümanların.
Hülasası; elde var WikiLeaks, ya başka? Koca bir sıfır. 

İlkeli yayıncılığa bakın!
O ham bilgileri yayıma hazırlamak için meşakkatli bir süzgeçten geçirdiklerini yazdı Yasemin Çongar. Bazı isimlerin üstünü kapatıyorlarmış mesela. Olası haksız mağduriyetlere sebebiyet vermemek için.
Ayrıca WikiLeaks’in patronu Assange’la imzaladıkları yayın ilkeleri protokolünün de icaplarındanmış bu. Hem işlerini ciddiye aldıklarını hem de prensip sahibi olduklarını buradan anlıyoruz.
Fakat bizim gazetecilik meslek ahlak ilkeleri de buyuruyor ki; soruşturulması imkân dahilinde olan bir bilgi, muhatapları nezdinde doğrulatılmadan yayımlanamaz.
Doğruluğunu soruşturmadan, araya karışmış asılsız söylentileri ayıklamadan 11 bin diplomatik yazışmayı gazeteye basmak, habercilik başarısı mıdır peki? Sanmıyorum.
Kaldı ki, Amerikalıların kendileri, diplomatlarının merkeze çektiği bu kriptolu telgrafların içeriğine kefil olmuyor.
Gelin de, Taraf’ın diplomatik fasaryaya atfettiği bu muazzam kıymete şaşırmayın şimdi siz! Dünyanın kimi saygın gazetelerinin de, başlarda, WikiLeaks’le benzer işbirliklerine girdiğini hatırlatıyorlar. Hâlâ itibar ediyorlar mıymış peki WikiLeaks’e? Tek satır olsun değinmiyor Taraf.
Gizlilik kültürüyle savaşma iddiası elbette önemli. Ama yalan ve iftiraya karşı mücadele etmek de o kadar önemli değil midir? Dezenformasyonun aleti olmamaya ihtimam göstermek, az şey midir muteber bir gazete için?
İngiltere’ye kadar zahmet edip platin saçlı Assange’la mukavele imzalamış, postayı elden teslim almış olmak başarı hanesini doldurmuyor.
Geçer not almak için daha fazla ders çalışmalıydı Taraf.

.