Elimizden Dubrovnik'e gidenler...

Her şey, elimizden kayıp gidiyor. Kimimize göre, günahlar o kadar çoğaldı ki, din elden gidiyor.

Her şey, elimizden kayıp gidiyor.
Kimimize göre, günahlar o kadar çoğaldı ki, din elden gidiyor.
Kimimize göre, o kadar koyu muhafazakârlaştık ki, asıl elden giden laiklik.
Boşanmalar o kadar arttı ki, aile de elden gidiyor.
Yozlaşma aldı başını yürüdü, ahlak gitti gidiyor.
Yabancı sermayeden dolayı, vatan uçup gidiyor.
Kültürel yabancılaşma yüzünden, genç kuşaklarımız savrulmuş gidiyor.
Bana göre kendi öz dilimiz, unutulup gidiyor.
Neyimiz kaldı peki?
Hayatlarımız elden gidiyor, var mı ötesi?
***
Ama karamsar değilim.
Tabiat, boşluk kaldırmaz.
Gidenin yerine, mutlaka yenisi gelir.
Maddenin enerjiye, enerjinin maddeye dönüşmesi gibi...
Kaybolup başka bir şekle girer, fakat hiçbir şey, yok olup gitmez.
Dönüşür...
Biz de dönüşüyoruz.
Korkmanın, ürkmenin ‘ecele’ faydası yok.
Dönüşüme karşı çıkmak da, boşuna bir çaba...
Elden başka ne gelir ki?
Dönüşümü yönetmek, yapabileceğimiz tek şey...
Öylece donup kalmak, önümüzdeki seçeneklerden biri değil yani.
İçimizdeki ‘göç’ duygusuna, nasıl karşı çıkamıyorsak...
Nasıl, başımızı alıp gitme arzusundan kurtulamıyorsak...
Hicret vakti gelip çattığında, ‘dönüşüm’ saati kapıyı çaldığında...
Hayatın dayattıklarına da, öyle meydan okuyamayız işte.
Rüzgâra karşı tükürmek olur.
***
Bugün yıkılıp gitmesinden korktuklarımız, dün yoktu.
Hiç şüpheniz olmasın, yarın da aynı kalmayacaklar.
Talihsizlik, bir ‘devri daim’ kavşağında bulunmamız.
Buralı değiliz, uğrayıp geçmeye geldik, ama bize söylemeyi unutmuşlar...
Bu basit gerçekten habersiz gibiyiz.
Yoksa hayatlarımız, niye trajik hikayelere dönüşsün?
Bütün kuşaklar içinde en talihsiz olanlar, geçiş dönemi kuşaklarıdır.
Biz, ilaveten böyle bir dönemde yaşıyoruz.
***
Elimizden neler gidiyor böyle?.
Ben size söyleyeyim;
Gidenlerin hepsi, hafta sonu Dubrovnik’teydi.
Rixos Libertas’ın açılışı için, Fettah Tamince davet etmiş...
Medyadan, iş âleminden, sanat camiasından nitelikli bir temsil heyeti, biraraya toplanmıştı.
Baktım, pek de güzel anlaşıyorlar.
Tevfik Fikret’in hümanizmine sığınmışlar.
Lisan-ı hal ile hep bir ağızdan ‘Toprak vatanım, nev-i beşer milletim’, diyorlar.
‘Ne olacak bizim küresel hallerimiz?’ diye, dertlenene rastlamadım.
Mütevekkil bir kabulleniş içinde, hallerinden memnundular.
Küreselleşme denen deccal, bizi sahte cennet vaatleriyle kandırmış olabilir mi?
‘Geldiğimiz yer cehennem’ diyerek, hemen telaşa kapılmayın.
Sadece, bilgi artık kontrolümüzden çıktı.
Tekelimizde değil, hepsi bu.
Hayır, işler iyice çığırından çıkmadı.
Belki eskiden çok daha fazlası yaşanırken, bugün üstümüze üstümüze gelen her şeyin bilgisi altında eziliyoruz.
Dünyamız, giderek devasa bir tiyatro sahnesine benziyor.
Gizli saklı kalmıyor; bütün hayatlar, her an, hepimizin gözleri önünde yaşanıyor.
Bilginin saldırısı altındayız, fark bu!...
***
Yok eğer, ‘Yabancılaşan, yalnızca sosyete’ diyorsanız, yanılıyorsunuz.
Yakınlarda, ortaöğretim düzeyinde bir ‘popüler kültür’ araştırması yapılmıştı.
Sonuçlar, iç açıcı çıkmadı...
Kendimize yabancılaşıyor muyduk?
Bence hocalarımız, endişe etmesin.
Müfredata koysanız da, koymasanız da...
Derste okutsanız da, okutmasanız da...
Bilgi onları, onlar bilgiyi buluyor.
Küresel ağlarda geziniyorlar.
Gençler, yerli kahramanlarımıza yabancılaşmış...
Oysa Amerikalı rap’çi 50 Cent’i, Che’yi, Angelina Jolie’yi ezbere biliyorlar.
Enver Paşa’yı, Kenan Evren’i, Orhan Pamuk’u  fotoğraflarından bile tanıyamıyorlar.
Tevfik Fikret’in şiiri bir yana, adını heceleyerek söken dahi çıkmaz içlerinden.
Ama felsefesini yaşıyorlar.
Daha ne olsun, ayaklarımız dünyaya basıyor.
Bu, yeni bir dil...
Merak etmeyin; dini, dünyevi, maddi ve kültürel  ‘içeriğimiz,’ kendini bu dile aktarmayı başaracaktır.
Rixos Libertas’ın açılış gecesi, buna son bir örnek oldu.