Emperyalizmin akarsu ihtiyacı

Bölmek çok meşakkatli bir iş, sonra beleşe değildi ki. Onca zahmete, masrafa girip de ne elde edecekti bu emperyalizm?

Hani, “Bizi bölecekler” paranoyasına, “İyi, güzel de emperyalizm bizi niye bölecek” sorusuyla karşılık vermiştim. Henüz emperyalizmin bile cevap bulamadığı bir soruydu bu. Bölmesine bölecektiler de bunu niye yapsındılar? Arap’ın petrolü, Acem’in doğalgazı, kara Afrikalının elması vardı. Bizim bir bor madeni efsanemizle bir de tayyare olup uçmuş, ‘Erke Dönergeci’ icadımızdan gayrı neyimiz olurdu emperyalizme sunacak?
Bölmek çok meşakkatli bir iş, sonra beleşe değildi ki. Onca zahmete, masrafa girip de ne elde edecekti bu emperyalizm?
Derken nihayet, emperyalizm iblisinin bile aklına gelmeyecek bir cevap, Ertuğrul Özkök’ün köşesinden baş çıkardı. Geçen hafta oldu bu, gözümden de kaçmadı.
Özkök, çözüm sürecine kuşkuyla yaklaşanlardandı. “Biz Türkler ve Kürtler dostça ayrılmalıyız, hakkımızda en hayırlısı belki de budur” mealli yorumlar yazıyordu. Merhum Özal’ın gözde bakanlarından Işın Çelebi, buna mukabil “Biz neden ayrılamayız” temalı bir itiraz geliştirdi. Özkök de o itirazı aynen köşesine taşıdı.
Fakat Çelebi, neden ayrılmamamız gerektiğine öyle bir gerekçe gösterdi ki bir anda şimşekler çaktı beynimde. Fena halde işkillendim. Emperyalizmin kulağına kar suyu mu kaçırıyorlar, aklına karpuz kabuğu mu düşürüyorlar emin olamadım.
Çünkü petrolümüz, gazımız, elmas yataklarımız olmasa da Dicle ve Fırat gibi paha biçilmez su rezervlerimiz vardı. İkisi de bizden koparmak istedikleri coğrafyadaydı hem de.
Özkök uyandırmadan evvel mevzuya uyanmış olabilir miydi bu emperyalizm? Bu muydu yoksa çözüm sürecinin arkasına sakladığı o karanlık emeli? Susuz kalan emperyalizm, bizden Fırat ile Dicle’nin soğuk akan sularını mı istiyordu?
Ben tam bir karara varamadım, bir de siz bakın isterseniz. Şöyle diyordu Işın Çelebi:
“Yanlış anlamadıysam, yazınızda Güneydoğu Bölgesi’nin gözden çıkarılması iması var. Bu, Fırat ve Dicle’nin, 22 barajın, Mezopotamya’nın, GAP’ın gözden çıkarılması anlamına gelir. Bunu tartışmaya bile açamazsınız
Fırat ve Dicle çok çok önemlidir.
Stratejik değeri çok yüksektir. Fırat ve Dicle üzerine 22 baraj yapılmıştır. Keban, Karakaya, Atatürk, Karkamış, Birecik ve diğer barajlar çok değerlidir. Yaklaşık 35 milyar kilovat-saat elektrik üretilir. Sadece Atatürk Barajı’nın ürettiği elektrik 7 milyar kilovat-saattir. Dünyanın en büyük ve verimli barajlarından biridir. Türkiye buraya yıllarca bütün kaynaklarını, emeğini, alınterini akıtmıştır.
Doğal kaynaklar açısından Fırat, Dicle ve GAP Türkiye’nin bütünlüğünün omurgasıdır. Vazgeçemeyiz...”

‘Rakı olsun’ dediler

Başbakan “Milli içeceğimiz ayrandır” dedi ya, ellerine rakı şişesini alıp koştular “Ya bu ne olacak” diye. Bir çırpıda sayıp dökmeye başladılar rakının ayrana üstünlüklerini, bitmez tükenmez faydalarını. Ezberden ‘rakıya övgü’ nağmeleri söylediler.
“İçeceğin millisi-gayri millisi olmaz, zararlısı-faydalısı olur” demeyi akıllarına dahi getirmediler. ‘Herkesin içkisi kendine’ hesabıyla, ayrancılar ve rakıcılar olarak ikiye ayırdılar memleketi. Ayrana karşı rakıyı çıkardılar, “Bu ikisinin yeri ayrı, birbirinin alternatifi değiller, ne ondan geçerim ne bundan” bile diyemediler.
Milli içecek kampanyasına rakıyla katılan medyamızın bu ‘çağdaş yaşam’ ezbercilerine şöyle ortak bir Bay Deki’lik gitmez mi sizce de?