Ergenekon'da zafer ve travma

Dağılan bir cepheyi, toparlamak mı istiyorsunuz? Şanlı bir direnişi örgütlemek mi, yeniden?

Dağılan bir cepheyi, toparlamak mı istiyorsunuz?
Şanlı bir direnişi örgütlemek mi, yeniden?
Cumhuriyet mitinglerini tekrar ayağa kaldırmak mı?
Seferberlik emri çıkaracaksınız da...
Gönüllü askerler mi, aradığınız?
Bu bahis, tam size göre, o zaman.
***
Harekete geçireceğiniz kitleyi baştan bir daha inşa edin, önce.
Unutmayın!
Organize bir kitle, kollektif bilinç ister.
Ortak bir hafıza, ortak duygular...
İşte, size reçete!
İki şeye, behemehal ihtiyacınız var.
Birincisi, ‘seçilmiş travma’lar bulmalısınız.
İkincisi de, ‘seçilmiş zafer’leriniz olmalı.
Her ikisi de, ‘seçilmiş kitle’nizi duygu birliğine ulaştırır.
Biri, mağduriyet, mazlumiyet, mağlubiyet hissini besler, büyütür.
Diğeri, kahramanlık mitiniz olur; cesaret ve özgüven duygusu aşılar.
Biri, ortak acılardan kollektif bir hafıza çıkarır.
Diğeri, bir coşku dalgası gibi kuşatır, neferlerinizi.
Duygu birliği, güçlü bir bağdır.
İkisi birden, tükenmez bir motivasyon kaynağı olur, size.
Safları sıkılaştırmanıza yardım eder.
Kin, nefret verir; öfke, isyan duyguları uyandırır.
Çakı gibi yapar; biler, saflarınızı.
Zehir gibi keskin olursunuz.
Karşınızdakileri de sindirir, hem...
Mahalle havasına sokarsınız, bütün memleketi.
Bir de Anıtkabir’de gösteri düzenlediniz mi?...
Evvel Allah, kimse sesini çıkaramaz, artık.
CHP Grup Başkanvekili, Başkent Üniversitesi eşrafı ve, ve...
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Eminağaoğlu!
Bir mahkemenin tutuklama kararına cümleten tepki koyarsınız.
O savcının işi neydi orada diye, soramaz bile, Allah’ın kulu.
Bu hale getirirsiniz, işte.
Öyle korku salarsınız ki, valla, mum gibi yaparsınız, herkesi.
***
Yakın geçmişte, Danıştay saldırısı, ‘seçilmiş travma’mızdı.
Sıkıysa, kafanızı kaldırıp ‘ne iş?’ diye sorun.
Cami avlusunda, cenaze günü kovalanırdınız.
Bugün ideal örnek vakamız, son Ergenekon dalgasıdır.
Bakın, şöyle bir etrafa...
Seçilmiş zafer ve travmalar üzerinde çoktan sörfe başlayanları, görürsünüz.
Çünkü bu dalga, mükemmel fırsatlar sunmaktadır.
* Türkan Saylan’ın evinin aranması, eşsiz bir seçilmiş travma!
Yaşlı ve hasta yatağındaki Türkan hoca fotoğrafını, bayrak yaparsanız...
Dayanamam ki; beni de takarsınız peşinize.
Önde sen, arkada ben, ‘Dağ başını duman almış’ marşıyla yürürüz, cepheden cepheye.
* Serbest kalan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yöneticilerinin, nezarette okuduğu şarkılar!
Ulusalcı destanımızın yeni marşları olmaya namzet, çağdaş kahramanlık türkülerimiz...
Hangi birimizi etkilemez, bu zulüm edebiyatı.
Zindandan gelen o yanık çağrıya kayıtsız kalmak, ne mümkün!
* Anıtkabir’i ziyaret eden 111 bin kişi.
Bir efsanenin küllerinden tekrar yaratılmasıdır.
111 sayısının mucizevi şifrelerini çözmeye var mısınız?
Yan yana duran 1000 tane 111 demektir ki, saflarımızın nasıl kalabalıklaştığına delalettir.
Rakam deyip geçmeyin.
Şanlı mücadelemizin yılmaz askerleridir, o birlerin her biri.
1000 tane üçer kişilik tim eder ki...
Alın size, mangalar dolusu asker!
Zaten boşuna, ‘Atatürk’ün askerleriyiz’ sloganları atılmamış ya...
Topyekûn harbe hazırlık tatbikatı!
Ben de, o 111’lerden birine çoktan yazıldım, bile.
* Mehmet Haberal’ın tutuklanması, bir başka seçilmiş travma.
Travmadan çıkan efsane de diyebilirsiniz.
Yenilgi yenilgi büyüyen ezilmişlerin zaferini müjdeler, bize.
Atatürk ve Haberal posterleri, birlikte taşınıyor.
Bir de Türk bayrağı.
Kurulan özdeşliğe bakar mısınız?
Mehmet Haberal, travmatik mücadelenin yeni sancaktarı.
Kendi hastanede, efsanesi dışarıda yaşatılıyor.
Kabul, aksi sabit olmadıkça masumdur.
Peki, zanlı olarak yargılanamaz mı, mahkemede?
Faraza mahkûmiyet alsa da mı, saymayacağız?
Atatürk adına mahkeme kararına isyan!
Bu da oldu; bunları da gördük, nitekim.
Atatürkçü olmak, suç işleme ruhsatı yerine geçer mi, peki?
Sor da görelim; yürek ister, artık.
* Bir de Fazıl Say mahallesinin baskıları...
Sezen Aksu’ya da “Vicdanlı bir asker
olarak emrindeyim” dedirttiler ya.
Başardılar, bunu da.
Sanatçının, askerlik neyine, Allah aşkına?
Bu, ne menem bir cepheleştirmedir?
Seçilmiş travmalar üzerinden hangi cepheye asker devşiriyoruz ki?
Türkan Saylan’a yapıldıysa yanlış muamele...
Kollektif travmaya uğrayıp, ulusalcı cepheye koşmamız şart mı?
Bir demet çiçek gönderip, ‘geçmiş olsun’ desek...
Silah altına alınmadan usul hatalarını eleştirsek, kabul olmaz mı?
İlla, esasına da mı karşı çıkacağız, Ergenekon davasının?
Darbe cürmüne cevaz çıkar mı buradan, hiç?
Bu nasıl travmatik fetvadır ki, demokrasiye karşı işlenen suçların en büyüğüne af çıkarsın?
Söyler misiniz, travma ve zaferlere niye ihtiyacımız var, bizim?