Feministe feminist beğendirmek

Anlıyorum ki, Bülent Somay ilkede değil ama pratikte Oral Çalışlar'a, ifadelendirmede değil ama ilkede de bana yakın duruyor.

Oral Çalışlar’ın erkek egemen bir dil kullandığıma yönelik suçlamasıyla başladı her şey. Nedeni, kadınların pozitif ayrımcılık ve siyasi kota taleplerine cinsiyetçiliği yeniden ürettiği, kendi içinde tutarsız olduğu ve kadınları liyakat yerine sayıyla ölçtüğü için karşı çıkmamdı. 
Bana göre kadını siyasetin nesnesi yapan kayırmacılık talebi, Çalışlar’a göre modern toplumbilimsel çalışmaların ulaştığı son noktaydı. Konuyu kesin hükme bağlayarak, tartışmaya açık herhangi bir yönünün bulunmadığını söylüyordu.
Ben de ne toplumbilimcilerin ne de feministlerin kendi aralarında bu tartışmayı henüz sonlandırmadıklarına dair bir alıntıyla karşılık verdim. Bilimin nihai gerçeğine aykırıymış gibi kestirip attığı itirazım, bugün hala canlılığını koruyan kapanmamış bir tartışmanın konusu çünkü. Bilim dünyası ve kadın çevrelerinde kota üzerine tek değil, birbiriyle çelişen birçok görüşün varlığına örnek olarak da, Mustafa Armağan’dan bir okuma parçası iktibas ettim. Hatta daha ileri gidip feminist gruplar içindeki görüş ve yaklaşım farklılıklarına işaret eden başlıkların ayrıntılı dökümünü verdim. Feminizmin mesele yaptığı konularda bir iç uzlaşma sağlayamadığından bahisle feministe bile feminist beğendirmenin güçlüğü ortadayken, iç çelişkilerini hala bir sonuca bağlayamamışlarken, yani feministler dahi feminizmin kimi eski önermeleriyle mutabık değilken, sırf feminist görüşlerden üzerinde topluca karar kılınmamış bir görüşü eleştirdiğim için beni ayıplamasını yadırgamıştım. 
Çingar ondan sonra koptu. Yaptığım alıntıda adı geçenlerin ne muhafazakarlığı, ne antifeministliği bırakıldı. Kimi söylediyse Mustafa Armağan, beğendiremedim. Feministliği su götürmez olanına bile takacak kulp buldular. Yetmezmiş gibi, adı geçenlerin evvelinden ahirine sair görüş ve eylemlemlerinden de mesul tutuldum. Hayretlik bir manzara değil mi?
İki nokta üst üste konduktan sonra verilen tırnak içi ifadeler alıntıdır. Herkes için geçerli basit bir yazım kuralı bu. İktibas yapmak, kefil olmak anlamına da gelmez diye bilirdim. Meğer bildiğim gibi değilmiş. Alıntıladığım bölümlerdeki dil, tercüme, düşünce ve ifade kalıplarıyla kalsa gene iyi. Adı geçenlerin cemaziyelevvellerinden dahi sigaya çekildim.
En son pazar günkü yazısında Radikal’den Bülent Somay girdi topa. Ama o da ne! Hem benim dediğimi diyor, yani pozitif ayrımcılığa kendi gerekçesini oluşturarak karşı çıkıyor, hem de yaylım ateşine tutuyor beni.
İkisini bir arada başarmak hüner ister, kabul ediyorum. Fakat şu cümlesine ne demeli: ‘’Feminist hareketin önemli isimleri dedikten sonra (ya da önce) sayılanlar...’’ O isimlerin o cümleden önce ya da sonra gelmiş olmaları, anlam bakımından hiçbir şey değiştirmez mi yani gerçekten de? Pes!... Düştüğüm yanlışı geri almamı, özeleştiride ve özür beyanında bulunmamı bekliyor benden. Hayhay!... 
Pozitif ayrımcılık ve kota tartışmasında kendimi bile bile önyargılara maruz bıraktığım için bir özür borcum var, haklı. Kendimden özür diledim gitti. Feministe feminist beğendirmenin ne belalı iş olduğunu bildiğim halde, bizim yerlilere feminist beğendirmeye kalkışmak neyime benim?
Sadece şunu soruyorum: Bülent Somay’ın aklına gelen kotayı ret gerekçesinin hiçbir radikal feminist tarafından daha önce düşünülmemiş olduğunu varsaymak nasıl izah edilebilir? Somay’ın yazısı, iddiamın tek başına ispatı değil mi? Çalışlar’a karşı öne sürdüğüm tezin esasını doğrulamış olmuyor mu?
‘’Ben bir ilke olarak pozitif ayrımcılık ve siyasi kotadan yana değilim’’ diyor. Sonuçta erkek egemenliğini pekiştirerek sürdürmeye yarayacağını düşünüyormuş. Benimle aynı şeyi söylediğinin farkına varmadan yazıyor hem de bunu. İlkede değilse de pratikte Oral Çalışlar’ın yanıtlarına katılıyormuş fakat. Nasıl yani?
Bu durumda, Oral Çalışlar’ın gelişigüzel kullanmakta hiçbir beis görmediği erkek egemen dille mi konuşmuş oluyor Bülent Somay da? Yazısından anlıyorum ki, Bülent Somay ilkede değil ama pratikte Oral Çalışlar’a, ifadelendirmede değil ama ilkede de bana yakın duruyor. Pozitif ayrımcılığın genel kabul görmediğine başkaca kanıt mı gerekir? Boşa tartışıyormuşuz velhasıl.
Not: Birkaç gün yokum. Kalın sağlıcakla...

.