Feministlerden mektup var

Feministlerden pek çok tepki aldım. En usturuplusu Ayşe Düzkan'dan geldi, paylaşmak istiyorum.

Demode feminist klişelerin bizde hâlâ rağbet görmesini, özellikle de kadınların siyasal katılımının nitelik yerine sayıyla ölçülmesini eleştirmiştim. Feministlerden pek çok tepki aldım. En usturuplusunu bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.
Açık, samimi ve zarif dili için Ayşe Düzkan’a teşekkür ediyorum öncelikle. Fakat bana yönelttiği spesifik soruya genel bir cevap vermeyi tercih ederim. Nedenine gelince; feminizm yekpare bir hareket, feministler de tek tip değil. Kendi içlerinde envai çeşit alt gruba ayrılıyorlar. Radikalinden liberaline, Marksistinden İslamcısına, eşitlikçisinden kadıncısına türlü türlü feministe rastlamak mümkün. Aralarında canlı bir tartışmanın sürüp gittiğini, yer yer fikirlerinin kıyasıya çatıştığını biliyorum. Cinsiyetler arasında hiyerarşik üstünlük meselesi, kimin aşağıda olduğu, erkekle kadının aynılığı ve farklılığı, hangisinin natamam olduğu, evrimin alt aşamasında kalanın nasıl tamamlanacağı, cinsel kimliklerin kuruluş sorunu, toplumsal rollerin kurgusallığı, maçoluğun hâkimiyetindeki (erkek egemen) kültürle ve toplumsal cinsiyeti kuran dille mücadele, erkekliği ve kadınlığı yeniden inşa faaliyeti, kadınlığın kültürel ve toplumsal bir tasarım olmanın yanı sıra siyasi bir kategori de olup olmadığı ve benzeri başlıklar etrafında bölünüyorlar. Sadece konu başlıkları bile feminizmin boğuştuğu yaman çelişkileri görmemize yetiyor.
Pozitif ayrımcılık ve kota talebi ise, özellikle cinsiyetçiliği yeniden üretmesi başta olmak üzere birçok gerekçeyle tartışmalı alana giriyor. Kadına karşı ayrımcılıkla eşitlik adına mücadele edilirken erkeğe karşı ayrımcılık tuzağına düşülmesi, bir sorun. Hak arayışını kayırmacılık peşinde koşmak gibi göstermesi de başka bir sorun.
Kadınları erkeklerle maçoluk yarışına sokmanın, erilliği törpülemek yerine dişiliği iğdiş etmenin adına kadınlık bilincini geliştirmek deniyor. Kadının güya bilinci gelişirken artık kadın olarak kalamaması, kadınizmin içinde böyle bir erkekleşme temayülünün saklanması da hayli sorunlu.
Yerli feministlerin ve Oral Çalışlar gibi destekçilerinin bu tartışmaları geriden izlediğine dair kanaatimi koruyorum. Ama benden istediği halde, referans aldığım başka isimler vermeyi düşünmüyorum Ayşe Düzkan’a. Çünkü Oral Çalışlar’ın Kenneth Minogue’a, bizzat Düzkan’ın da Germania Greer ve diğerlerine yaptığı muameleyi gördüm. Tek tek sabıka kayıtlarını incelemem ya da temiz kâğıdı çıkartmam mümkün değil. Ya vereceğim isimlerden biri kadınlara karşı bir kusur işlemişse geçmişinde? Ya ben ismini yazarken hata yapar da bir harfini eksik bırakırsam? Hayır, bu mesuliyeti alamam.
Ayrıca, iki noktadan sonra gelen tırnak içi metinlerin iktibas olduğu belliyken, yaptığım alıntılardan dolayı hesaba çekilmek korkuttu beni. Başkalarının söylediklerini aktardığım için daha fazla hırpalanmayı da göze alamıyorum. Hem Oral Çalışlar’ın önerdiği gibi, Düzkan da Google’da küçük bir araştırma yapabilir.
Ben çekiliyorum şimdi. Sizleri Ayşe Düzkan’ın cevabi yazısıyla baş başa bırakıyorum:

‘feminizme karşı olmanız şaşırtmadı’
sayın akif beki,
oral çalışlar’a cevaben yazdığınız yazıları okudum. ne yalan söyleyeyim, feminizme karşı olmanızı şaşırtıcı bulmuyorum. tam aksine bir muhafazakar olarak taraftarı olsanız şaşırtıcı olurdu. fakat inanıyorum ki amacınız sadece muhafazakarları değil sizden farklı görüşlerde olanları, hatta feministleri de ikna etmektir. ancak feminizm konusunda herkesin örneğin muhafazakar national review dergisinde üstelik de 1991’de çıkmış bir makaleyi ciddiye almasını bekleyemezsiniz değil mi? sonra dünyanın her yerinde, en fazla alay malzemesi olmuş muhafazakar yazarlardan olan esther vilar’a (siz de pek düşkün olmamalısınız ki adındaki h’yi ihmal etmişsiniz) itibar etmememiz de şaşırtıcı olmamalı. camille paglia ise basına her zaman başlığa çıkartılacak cümleler içeren röportajlar veren, dikkati çekecek işler yapan namlı bir antifeministtir. onunla ilgili son hatırladığım siyahi koruma görevlileriyle çektirdiği seksi pozlar. kendisini ciddiye almamak için sadece benim değil sizin de çok sebebiniz olduğunu düşünüyorum. germaine greer’e gelince… yazınızda andığınız sex and destiny adlı kitabı kaleme aldığında da feministti, cinsel özgürlük akımını eleştirmenin feminizmle çelişen bir yanı yok, ikinci dalga feminizm 1968’in cinsel özgürlükçülüğünü de eleştirerek ortaya çıktı ve ancak karşıtlarınca karalama amacıyla cinsel özgürlükçüğe indirgenir. yine andığınız the whole woman kitabında ise kadın hareketini yeterince radikal olmadığı için eleştiriyor. son zamanlarda bilmediğim bir şeyler olmuş olabilir ama bunlara dayanarak greer’in feminizmi eleştirip muhafazakarlaştığını söylemek doğru değil.
bir feminist olarak bunları gücenerek yazmıyorum. sizin ilgilendiğiniz konular göz önüne alındığında feminizm konusunda yeterince donanımlı olmamanız son derece doğal bence. o yüzden feminizmin ortaya çıkarttığı bir kavram olan cinsiyetçiliği, sanki kadınlarla erkekler arasında bir simetri varmışçasına kullanmanız da anlaşılır bir durum. size yazmamın esas amacı bunları tartışmak değil, bir şey sormak istiyorum. “Kadınlara pozitif ayrımcılık, siyasi kota ve benzeri talepler, feminist hareketin önemli isimleri tarafından bile reddediliyor artık. Eşitlik iddiasına aykırı ve kendi içinde tutarsız oldukları için bu fikirler bizzat feminizmin ideologları tarafından özeleştiri konusu yapılıyor yıllardır.” diye yazarken kimleri kastettiniz? kimdir bu feminist hareketin önemli isimleri, feminizmin ideologları? aralarında, kota ve benzeri uygulamaların çok başarılı sonuçlar verdiği iskandinav ülkelerinden kimse var mı? birkaç isim verebilir misiniz? cevabınızı merakla bekliyorum.
selamlar
ayşe düzkan

.