Feminizmin boş klişeleri

Sözüm baki, feminizm tartışmasına okuma parçalarıyla devam ediyorum; işte klişeleri yıkan kadınlar...

Erkek egemen dili hadım etmeyi amaçlayan feminizmin yanılgısı nerede? Dili cinsiyet körü yapmaktı ise amacı, kadın egemen dilin gözleri niye açıldı? Koyu bir cinsiyetçiliğe kayıyor feministler, dilleri nötralize olmuyor bir türlü.
Bari biz erkekler kadınları siyasette kayıralım ama sayıyla saymayalım, nitelikleriyle sayalım. Feministler bile farkına varıp terk ediyor bu ayıbı. Erkek düşmanlığına gelince, o takıntı çürük temellerinden çatırdayalı uzun zaman oluyor.
Sözüm baki, feminizm tartışmasına okuma parçalarıyla devam ediyorum. Bugün sözü feminist klişeleri yıkan kadınlardan birkaçına bırakıyorum. (Avrupa’nın 50 Büyük Yalanı kitabından Mustafa Armağan’ın yorumuyla:)

‘’Feminizm İflas mı Etti?

Günümüzde Avrupalı ve Amerikalı entelektüeller – ki içlerinde Iris Murdoch, Camille Paglia ve kısmen Germaine Greer gibi kadınlar da bulunmaktadır – feminizmin ciddi bir muhasebesini yapmaya ve belki inanmayacaksınız ama onun bir ‘şaka’ olup olmadığını tartışmaya açmış bulunmaktadırlar. (Bizde ise seslerini en ciddi tonlara bürüyüp ‘Meclis’e kadınlar dolsa görün bakın neler olacak? Türkiye’nin çehresi bir anda değişecek!’ sığlığını aşamayan bir söylem hâkim ne yazık ki. )

Erkek egemenliği bir masal mı?

Hadi Simone de Beauvoir ya da Kate Millet okuyarak ‘bilinçlenen’/ ’bilenen’ feministleri anladık... Ester Vilar (Çokeşlilik), Christina Hoff Sommers (Feminizmi Kim Sattı) ve Camille Paglia (Cinsel Kişilik) gibi kadın yazarlar da erkek egemenliğine karşı olan feminist söylemi tutarsızlıkla suçlayıp kıyasıya eleştiriyorlar.
Paglia şöyle bakıyor ataerkillik safsatasına:

‘Feminizmin en rahatsız edici reflekslerinden biri, o moda olmuş ‘ataerkil toplum’ küçümsemesidir. Oysa beni bir kadın olarak özgürleştiren ataerkil toplumdur. Bana bu masada oturup bu kitabı yazmam için gereken boş vakti sağlayan kapitalizmdir. Artık erkeklerle ilgili dar kafalılığımızı bir kenara bırakalım ve onların saplantısı sayesinde kültüre yağdırılan hazineleri kabullenelim. Kaldırımlardan, su tesisatından çamaşır makinelerine, gözlükten antibiyotiklere ve bebek bezine kadar erkek başarılarının kapsamlı bir dökümü yapılabilir. Amerika’nın büyük köprülerinin herhangi birinden geçerken şunu düşünürüm: Bunu erkekler yaptı. İnşaat en üst düzeyde erkek şiiridir… Uygarlık kadının ellerine bırakılmış olsaydı hâlâ ottan kulübelerde yaşıyor olurduk… Feministlerin ve entelektüellerin kapitalizmi horlarken bir yandan da onun nimetlerinden faydalanmaları ikiyüzlülük!’

Batı’da annelik bitiyor mu?

Kim derdi ki 1970’te yayımladığı The Female Eunuch (Dişi Haremağası) ya da (Hadım Edilmiş Dişi) adlı kitapla feminizmin ikinci dalgasını hırpalayan, evliliğin kadına şiddeti davet eden bir kurum olduğunu iddia eden Bayan Germaine Greer, 1980’lerde Sex and Destiny’siyle (Cinsellik ve Kader) cinsel özgürlüğün problemlerinden söz ederek muhafazakârlığın doruklarına tırmanacak ve 2000’de çıkardığı The Whole Woman (Bütün Kadın) adlı kitap çağdaş feminizmin en sıkı eleştirilerinden biri olacaktı?...’’

.