Futbolun içe kapanması

Futbolda içe kapanmak, ekonomide ve dış politikada da kapıların üstümüze kapanacağı anlamına gelmez. Fakat gel de anlat bana.

Eyüp Can’ın garezi mi var nedir, 40 yılın başı bir şey istedi benden, o da futbol yazısı çıktı.

Olacağı var ya, ben de yanlış zamanda yanlış yerdeydim.

UEFA’nın men kararları dalga dalga yurda yayılırken futbol temalı bir akşam yemeğine doğru gidiyordum.

Mehmet Ali Yalçındağ’ın, kulüp yöneticileriyle iş ve medya dünyasını evinde bir araya getirdiği geleneksel buluşma.

Gerçi federasyondan da Fenerbahçe’den de dikkat çekici bir isme rastlamadım.

Ama Beşiktaş Başkanı Fikret Orman’la Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ı başköşede gördüğüme eminim.

Sızlandığıma bakmayın, bana futbol yazdırma fikrini Eyüp Can’a ilham eden de o akşam orada olmamdı.

Yoksa size de bana da eziyet olsun diye yaptığını düşünmüyorum.

Haksız mıyım?

Gelelim, bir futbol cahili olarak bu işten ne anladığıma...

Eyvah, Türkiye futbolda içe kapanıyor duygusuna kapıldım.

Fenerbahçe’yle Beşiktaş’a Avrupa sahalarını belli bir süre kapatma cezası, başka korkular depreştirdi bende.

Ya bu iş futbolla sınırlı kalmazsa, ya ekonomiyle dış politikaya da sıra gelirse, ya oralarda da içe kapanmaya başlarsak gibi gereksiz bir telaş aldı beni, iyi mi!

Panik atak oldum desem yeri hani.

Futbolla dış siyaset ve ekonomi arasında bir ilişki vardır ama böyle bir sonucu tetikleyecek cinsten olmadığını da bilirim. Bu kadarcık vâkıfım meseleye.

Aralarında bir illiyet bağı, bir sebep-sonuç ilişkisi yok elbette.

Futbolda içe kapanmak, ekonomide ve dış politikada da kapıların üstümüze kapanacağı anlamına gelmez.

Fakat gel de anlat bana. İçimdeki korku ve paniği durduramıyorum.

Son bir ayda yaşadıklarımız geliyor aklıma. Ve reaksiyonlarımız.

‘Yedi düvele meydan okuyoruz’ dolduruşlarıyla IMF’nin 3 kuruşluk himmetine, Amerika ile Avrupa’nın sadaka parasına nasıl muhtaç edildiğimizi çabuk unuttuk.

Dünyayı karşımıza alma refleksini geçmişe gömmüştük, yeniden ortaya çıktı.

‘Bizi sevmedikleri için anlamak istemiyorlar’ duygusunu, güç bela bastırmıştık. Birden saklandığı derinliklerden yüzeye fırladı.

‘Bizim bizden başka dostumuz yoktur’ anlayışını ebedi istirahatgâhına yatırmıştık. Yattığı yerden hortladı.

‘İçimizi karıştıran yabancı parmağı’ paranoyasından ancak sıyrılmıştık. Bir anda nüksetti.

Eski Türkiye’nin iflah olmaz hastalıklarıydı bunlar. Ne mücadeleler verdik geride bırakmak için.

Her şey, Türkiye’yi dünyaya açmak içindi. Açık bir ekonomi ve açık bir toplum olmak içindi.

Bizi dünyadan kopartmak isteyen içe kapanmacılık bertaraf edilmişti.

Tam ‘kurtulduk’ derken o uğursuz mazi, Gezi olaylarında karşımıza çıkmasın mı! Baktığımız aynadan yüzümüze pis pis gülmesin mi!

Çok anlamam ama futbol, bu sefer bana sadece futbol gibi görünmüyordu.

Fakat bendeki tedirginlikten eser de yoktu başka kimsenin üzerinde.

Adım adım yaklaşan bir felaketin tevekkülle kabullenilişi gibi. Ne yüksek sesli bir isyan ne ateşli bir tartışma!

Asıl konuyu neredeyse yok sayan bir sessizlik hâkimdi masaya.

Gecenin ve sohbet konularının olağan akışı bozulmadı.

Oysa olağanüstü bir haber düşmüştü geceye.

Türk futbolu, geçici olarak içe kapanmıştı. Dünyayla bağlantıları kısmen kesilmişti.

Ben mi abartıyorum, neden tuhaf tuhaf bakıyorsunuz öyle?