Gandi Kemal?in Rodeo?su

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP?ye lider olur mu? Ya da Gandi?den, boğaya binen bir kovboy?..

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’ye lider olur mu?
Ya da Gandi’den, boğaya binen bir kovboy?..
Bu ikisi, birbirinden farksızdır, bence.
Gandi’den ne kadar bir rodeo kovboyu çıkarılabilirse...
Kılıçdaroğlu’ndan da işte o kadar lider devşirilir.
***
Rodeo, geleneksel bir yarışma.
‘Boğa binicisi’ tabir edilen kovboylar...
Beli kemerle sıkıştırılan kızgın bir boğanın sırtında, 8 uzun saniye boyunca tutunmaya çalışır.
Eyersiz boğanın çıplak sırtında oturmak, ne mümkün.
Ehlileştirmek ancak bir hayal.
Çoğu zaman, sonu hüsran.
Deneyenlerin çoğu, şimdi ‘sakat kovboy’.
***
Gelelim, Gandi Kemal ünvanına sahip Kılıçdaroğlu’na.
İstanbul yarışında, CHP’nin oyuna oy ekledi; namına nam kattı.
Bu, doğru!
Ama sonuçta yarışı kaybetti.
Şimdi bir mağluptan, rodeo binicisi çıkarmaya hevesleniyorlar.
Kimse, yanlış anlamasın.
Başka manaya da çekmesin, hiç.
Zorluktan kinayedir, rodeo.
CHP ile başka bir benzerliği yoktur.
Nasıl müşkül bir hadise olduğunu anlatmak için...
Rodeo müsabakasına benzetiyorum, CHP’nin başında olmayı.
Kızgın bir boğanın sırtında durmak gibidir.
Kıyas ederseniz eğer, CHP’nin başında olmakla...
Belki daha da zor.
***
Öyle olsa, Baykal nasıl dururdu orada, bunca yıl demeyin.
Zaten budur, bütün marifeti.
Orada...8 saniyenin bile geçmek bilmez uzun yıllar gibi geleceği o koltukta...
Artık saymayı bıraktığımız bunca yıl oturmak, her babayiğidin harcı mıdır?
Baykal’ın başarı sırrını bilen olsa...
Çoktan almış olurdu, yerini.
Hiç birincilik kazanmadan, bu kadar seçimden sağ çıkmak...
Muhalefetteki bir CHP’nin başında kalmak, daha büyük başarıdır.
Boşta, kendi kendiyle uğraşan bir CHP düşünün?
Gandi namıyla maruf Kılıçdaroğlu mu, kızgın boğanın sırtında tutunacak?
Çıkamaz ki oraya
zaten...
Gerisini ne diye konuşalım.
Laf-ı güzaf...
Bir Gandi’den ne zaman kovboy çıkarsa...
Kılıçdaroğlu’ndan da ancak o zaman ‘boğa binicisi’ olur.
O vakte kadar bekleyin, derim.

Hepsinin boyunu ölçelim!
Önümüzde seçim sonuçları...
Rakamlar aynı, okumalar birbirinden farklıysa...
Partilerin başarısını ne ile, neye göre ölçeceğiz?
Birbirlerine kıyasla mı, kim daha başarılı?
Yoksa kendi içlerinde, eriştikleri en yüksek oy tavanı, baz alındığında mı?
Herkes elinde başka bir kıstas tutuyor.
Diyorum ki:
Gelin, hepsine aynı standardı uygulayalım.
Ölçümüzü, tekleştirelim.
Aynı mikyasa vuralım, hepsini; aynı başarı kıstasına.
Tek tek ölçelim, boylarını.
Bakalım kiminki uzamış, kiminki kısa kalmış?
***
Öteki türlü anlatmayı denedim, olmadı.
Bir de böyle deneyelim.
Madem ki, AK Parti için tercih edilen ölçü, kendi oy tavanıdır.
Madem ki, son seçimlerdeki başarısı, tavan oyuna göre hesaplanmaktadır.
Çıkabildiği en yüksek oy, boy ölçüsüyse eğer...
O zaman diğerlerinin ölçüsünü de kendi boylarına kıyasla alalım.
***
Bu kez çubuklarla partilerin mukayeseli başarılarına bakalım, istedim.
12 Eylül, miladımız olsun.
Cemaziyel evvelleri’ni de bir kenara bırakalım, partilerin.
İşte sonuçlar:

AK Parti oy tavanına, 2007 genel seçimlerinde ulaşmıştı:



CHP (ki, o zaman SHP’ydi) en yükseğe, 89 yerel seçimlerinde sıçramıştı:



MHP ise ilk defa ikinci olduğu, 99 genel seçimlerinde:



Ve bugün, 2009 yerel seçimlerinde ulaştıkları yükseklikler:



Haydi siz söyleyin!
Kendi boyunu yakalayan var mı, sizce?
Kendi oy tavanına bir daha
dokunabilen?

Yüzde 8’lik yazar kim?
Başbakan’a pahalıya mal olan bir köşe yazarı, var mıdır?
Yüzde 8’lik oy kaybında, o yazara kaş çatmış olmasının etkisi nedir, mesela?
Haydi, çıkın bu hesabın içinden de, göreyim sizi.
***
AK Parti, neden oy kaybetti?
Öyle diyen de var; böyle diyen de...
Bence hiçbiri, tek başına açıklamaya yetmez.
Her söylenende belli bir haklılık payı bulunsa da...
Hiçbiri, mutlak kesinlik taşımaz.
Oysa bazan söz, kılıçtan keskindir.
Bunu bilenler, dört nala at koşturmaya başladı bile.
Haçlı seferine çıkmış kutsal hakikat şövalyeleri gibi, hemen ortaya çıktılar.
En keskin sözlerini kuşanıp, kılıç sallıyorlar.
Kesip doğruyorlar.
Kılıç niyetine laf sokuşturuyorlar.
Biraz kan görmek istiyorlar; biraz acı vermek...
Köşe başlarına tünemiş, bekliyorlardı zaten.
Gün, onların günü.
Varsın, iç çığlıklarını biraz da dışarı vursunlar.
Nefes alsınlar, biraz.
Zararı yoktur.
***
İçlerinde mahçuplar da var, pervasızlar da.
Herkes elde kalem kağıt, AK Parti’nin hatalarını çıkarıyor.
Dersler veriyor; diskur çekiyor.
Bunların hepsi, hoş şeyler.
Böyle olur, bu işler.
Öyle ki, mikro hesapçılar da çıkar ortaya.
Arada kendi küçük hesaplarını görmeye çalışanlar...
Kendi payıma şu kadarını söyleyebilirim.
AK Parti’nin oy kaybına sebep, bir çok şey olabilir de...
Sandıktan çıkan mesaj, türlü türlü okunsa...
Tersinden de, düzünden de...
Yine de bir tek şey doğru olamaz.
O da, Başbakan’ın yazarlardan bir yazara kaş çatmış olmasıdır.
İşte bunun, oy kaybında hiç payı yoktur, bence.
Hem de hiç.
***
İnsan, yazar da olsa...
Egosu da aşırı şişkin...hatta battal boy olsa...
Yine de bu hesabı yapamaz.
İstediği kendine de bir şeref payesi çıkarmaksa...
Belki iade-i itibar...
Yok, yok...Yine de bu kadarı olmaz, yahu!