Genelkurmay'a itirazlarım

Konumuz, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın oturduğu sokakta gezinen şüpheli araçlardaki iki subayın gözaltına alınması...

Konumuz, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın oturduğu sokakta gezinen şüpheli araçlardaki iki subayın gözaltına alınması...
Olay, cumartesi akşamı yaşanmıştı; Genelkurmay Başkanlığı ise daha dün, yani çarşamba öğleden sonra bozdu sessizliğini.
Genelkurmay’ın, yanlış spekülasyonları izale etmek için harekete geçmesi, rötarlı da olsa, olumlu.
Fakat yapılan açıklamada, üç çelişkiye takıldım.
Madem konuyu açıklığa kavuşturacağız, müsaade ederlerse itirazlarıma da cevap isterim.
1) ‘Muvazzaf albay ile binbaşının, bilgi sızdırdığı iddia edilen başka bir askeri personeli izlediği’ni söylüyorsunuz.
Şüpheli personel hakkında bilgi toplamakla görevlendirilmişler ve uzun süredir yürütüyorlarmış bu faaliyeti.
O şahıs da, Bülent Arınç’a yakın bir yerde ikâmet ediyormuş.
Takdir edersiniz ki, soruşturmanın selametine hiçbir zararı dokunmaz bu izahın...
O halde neden, bu kadarcığını söylemek için dört gün boyunca beklediniz?
Neden, gereksiz yere bir başbakan yardımcısıyla ilgili suikast girişimi ya da yasadışı dinleme tartışmalarına göz yumdunuz günlerce?
Boş yere endişeye sevkettiniz kamuoyunu, meraklandırdınız...
Böyle bir haber, dünyanın her yerinde ortalığı velveleye verdirir, herkesi ayağa kaldırır...
Oysa hiç geciktirmeden, o subayların askeri bir soruşturma için resmi görevle orada bulunduklarını bildirmeniz yeterdi.
Ayrıca devlet adabı da gerektirirdi ki, Genelkurmay 2. Başkanı, en azından Bülent  Arınç’a bir nezaket telefonu açıp bilgilendirsin... Endişeye mahal olmadığını söylesin, subayların görevi ve hedefi hakkında ilk ağızdan tatmin edici bilgiler versin...
Olayın seyri değişmez miydi?
İki muvazzaf subayımız etrafındaki ‘haksız ve yersiz’ spekülasyonlara son verme, şüpheleri savuşturma, tartışmayı kestirip atma sorumluluğu, o saatten sonra bizzat Bülent Arınç’a düşmez miydi?
Bunu yapmak zor muydu gerçekten?
2) Maddeli açıklamanızda diyorsunuz ki; ‘Polis tutanağına göre araçlarda herhangi bir ses kayıt cihazına, teknik takip teçhizatına rastlanmamıştır.’
Peki...
Bu ifadeniz, 3. maddenin ‘b’ bendinde yer alıyor.
Aynı açıklamanın 4. maddesinde ise, ‘Söz konusu askeri personelin uzun süredir, bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirildiğini’ yazıyorsunuz.
Eyvallah!...
Velakin söyler misiniz lütfen, iki arabada iki ayrı subay, uzun süren bu faaliyette ‘cihaz yok, teçhizat yok’sa, neyle topluyorlardı bu bilgileri?
3) Bir de, şu ‘adres yazılı not’ meselesi var.
Polis tutanağına, ‘Adres yazılı bir notun, subaylardan birinin elinden alındığı’ şeklinde geçmiş...
Bu bilgiyi, açıklamada doğruluyorsunuz.
Ama, ‘Adres notuyla ilgili farklı iddialar olduğunu, doğrusunun, soruşturma neticesinde ortaya çıkacağını’ belirtiyorsunuz.
Hak veriyor, size katılıyorum...
Peki ya gerçekten de o notun üzerindeki adres, Bülent Arınç’a ait çıkarsa?
O zaman bütün bu açıklama, bilgi toplama görevi vesaire ne olacak?
Bunu niye soruyorum, biliyor musunuz?
Çünkü ‘kulağı delik’ arkadaşım bana demişti ki;
Olay yerindeki tutanak, polis değil savcı tarafından tutturuldu.
Tutanağın altına da savcının nezaretinde, hem personeli almaya çağrılan Merkez Komutanlığı görevlileri, hem de polisler birlikte imza attı.
Ve tutanağa geçen o notta, apartman adı ve cadde numarasıyla Bülent Arınç’ın adresi yazılıydı.
Kendim görmedim, onun için ihtiyat payı bırakıyorum.
Ne de olsa, doğruluğuna yargı karar verecek.