Gerçek değişiyor, ya biz?

Son iki gündür, bir hatırat kitabı okuyorum. Adı, 'Yalnız Demokrat'...

Son iki gündür, bir hatırat kitabı okuyorum.
Adı, ‘Yalnız Demokrat’...
Yassıada avukatlarından, 60’larda AP’nin genç Meclis Başkanı, 70’lerde ordan kopan Demokratik Parti’nin ilk Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli anlatıyor.
Keyifli olmasına keyifli, ama nedense buruk bir tad bıraktı bende.
Yıllar akıp gidiyor... Biz büyüyoruz, yaşlanıyoruz...
Fakat Türkiye yerinde sayıyor, demokrasimiz hiç büyümüyor hissine kapıldım.
Sıkışıp kalmışçasına, tekrar tekrar aynı yollardan geçiyor, aynı konuları tartışıp duruyor gibiyiz.
Bütün bir canlı hayat değişim yasalarına tabiyken, Türkiye bunun dışında kalmış olabilir mi?
Zaman-üstü bir gerçeklikte mi yaşıyoruz?
***
Bazen size de o duygu geliyordur.
Memleketimizin siyasi gerçeği, son 50 yılda hiç değişmemiş gibi...
Sağ-sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk hatları boyunca siperlere dizilmiş, tetikte bekliyoruz.
Başımızda da, ‘dipçik’ nöbeti tutanlar eksik olmuyor.
Düşe kalka, böyle 50 yıl geçti...
Ne kadar yol kat ettik?
Bozbeyli’den size, sadece üç masum anekdot aktarmak istiyorum.
Gerisine, siz karar verin.
l Bir; 1969 yılı... Bozbeyli, iki dönemdir Meclis Başkanı... Üçüncü kez aday olacak mı?
Demirel’e soruyor; “Aklınızda başka bir isim varsa, ben aday olmayayım.”
Demirel, “Birader, senin de alternatifin yok ki!” diyor.
Peki ne yapacak?
‘Hayır, hayır kesinlikle’ başka bir isim düşünmediğini söylüyor.
Ertesi sabah kalkıyor ki, aynı partiden İsmail Hakkı, karşısında aday gösterilmiş... Bozbeyli kazanıyor, ama örselendikten sonra...
l İki; Bozbeyli, Baykal’ı gelecek vaad eden genç bir Halk partili olarak tanıyor... Yaşından olgun tavırlarıyla takdir hisleri uyandıran bir genç siyasetçi...
Fakat aradan bir müddet geçiyor. Deniz Baykal kürsüden Adalet partilileri göstererek, “Bunlar, Hasan Hüseyin’in katilleridir” diyor.
“Çok canım sıkıldı. Kendi kendime, ‘Ya bin dört yüz sene evvel olmuş bir işin biz nereden katili oluyoruz... Bu kadar tahrik edici bir konuşma...” diyor, Bozbeyli.
l Üç; AP kurulmuş...1961 seçim kampanyası başlamış, bir yandan Yassıada duruşmaları devam ediyor...
Bozbeyli diyor ki;
“Heyecan yüksek... Neden billyor musunuz?.. Çok sıkıştırdılar eski Demokratları. ‘AP’lilere kuyruk, DP’lilere düşük’ diyorlar. Gazeteler böyle yazıyor...
İstanbul mitingi için, Eminönü-Unkapanı yolu verilmiş. Orta refüjde elektrik direkleri var. Kamyonu oraya koyduk, hoparlörü direğe bağladık. Kamyonlar geçerken, kabloya değiyor... Birileri çarşıdan üç kalas bulup,  telin altına dayamış, yükseltmek için. Fotoğrafını çekip bastılar. Altında şöyle yazıyordu: ‘Siz adam asarsanız, biz de asarız’... Hepimizi bu yüzden mahkemeye verdiler.”
***
Şimdi söyleyin, bizim gerçeğimiz ne kadar değişti?
Tehlikeli bir işe giriştiğimin farkındayım.
Gerçeklik ülkesinin mutlakiyetçileri, hemen ayaklanmasın.
Hakikâtin bizimle yer değiştirmediğini, gittiğimiz yere gelmediğini biliyorum.
Fakat biz sürekli hareket halindeyiz.
Hakikât sabit kalırken, bizim durduğumuz yer, devamlı değişiyor.
Aynı gerçeğe, her gün ayrı bir zaviyeden bakmaya zorlanıyoruz.
Ya da hayatın akışkan doğası, sürekli perspektif yenilemeye koşuyor bizi.
Çünkü yaradılıştan, ‘oynak odaklı’ bir varlık türüyüz.
Peki, bizim gerçeğimiz 50 yıldır hiç değişmediyse, yanlışlık nerede?
Doğamıza karşı gelerek, kendi ayaklarımızı sabitlemiş olamayacağımıza göre...
Zihin duvarlarımıza, 27 Mayıs darbesinin dramatik fotoğrafı mı çakılı?
Ne yana bakarsak bakalım, hep aynı donuk gerçek çıkıyor karşımıza...
***
Galiba sorun, biraz da şu:
Bizi sarmalayan gerçeğin salt gözlemcisi değil, aynı zamanda parçasıyız.
Değişim hızlandıkça yasalarını kavramak, bu yüzden daha da zorlaşıyor.
Bize savruluş gibi gelen, bu hızın başdöndürücü olmasıdır.
Endişe, korku ve şaşkınlık uyandıran bir hızda ilerliyoruz.
Yoksa, kaosun kucağında ordan oraya savrulmuyoruz.
Kaos bile, kendi içinde bir düzen barındırır.
Bugün geçirmekte olduğumuz köklü değişimin yasalarını, henüz okuyamıyoruz bence.
Alın size, siyasi gerçeklik...
Kimse, ne değiştiğini, ne de değişmediğini söyleyebilir mi?
***
‘Yalnız Demokrat’, İhsan Dağı ve Fatih Uğur’un Ferruh Bozbeyli’yle konuşmalarından oluşan, hacimli bir hatırat kitabı.
Demokrasi tarihimizi, içerden bir tanığın ağzından dinlemek isterseniz, şiddetle tavsiye ederim.
Bozbeyli, 82 yıllık bir çınar...
Bütün bir siyasi hayatı, roman gibi anlatıyor.
Dili kolay anlaşılır ve akıcı, sizi de peşinden sürüklüyor.
Yaz kitabı niyetine, mutlaka okuyun.
Bir defa ‘eski gerçeği’, kendi dostlar meclisinde göreceksiniz.
Ki, siyasetin ‘eski gerçeği’, ‘asker’ ve Demirel’dir.
O gerçeğin mottosu, ‘Dün dündür, bugün bugün’ vecizesi...
Yeni gerçeğin ne olduğunu anlamak için,ne olmadığını bilmek gerekir.
Yani, eski gerçeği iyi tanımak...
Okuyunca, farkı daha iyi yakalayacaksınız.
Yaşarken kaçırmakta olduğunuz değişimin aksini, geçmişin aynasında bulacaksınız.