Gezi Parkı'nda yerim yokmuş

İş makineleri hazır Gezi'ye kadar gelmişken AKM'yi de aradan çıkarsa fena mı olur? Beri yandan Gezi yerinde ne rezidans görmek ister gözüm ne de alışveriş merkezi.
Gezi Parkı'nda yerim yokmuş

Taksim Gezi Parkı’nın akıbeti konusunda bile iki keskin kampa bölündük.

Siyaseten parkı olduğu gibi muhafaza etmeyi savunanlar ile siyaseten parkı Topçu Kışlası’na çevirip üstüne de bir AVM ve rezidans dikmeyi savunanlar karşı karşıya.

Muhalifler, o ağaçları oradan söktürmemeye yeminli. Hükümete yeni bir cephe açıp direnişe geçtiler.

Polis ve zabıta ise kepçelerin önünü açmak için biber gazıyla bilek kuvvetine yükleniyor.

Belediye de kafasına koyduğunu yapmakta kararlı yani.

Ve ben bu fotoğrafta kendime bir yer bulmaya çalışıyorum ama nafile.

Ne orada görüyorum kendimi ne de burada.

Bu kamplaşma, tam bir kimlik ve aidiyet sorununa dönüştü benim için.

Bir tarafta CHP’li Gürsel Tekin ile BDP’li Sırrı Süreyya Önder var diğer tarafta AK Parti’nin Taksim Meydanı projesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin zabıta kuvvetleri.

İki taraf da kavgaya adam toplarken haklı davalarına bağlılık ve gözü kapalı teslimiyet bekliyor.

Ben ise yine açığa düştüm. Çünkü kendimi tam olarak her iki kampa da ait göremiyorum.

Benim yani araftakilerin var olma hakkı ne olacak?

Parkı mevcut haliyle bir halta benzetemiyorum, behemehal adam edilmesi lazım.

“Aslına rücu ettireceğiz” diyenlere de bir şey söyleyemiyorum. Çünkü asıl, benim nazarımda her zaman kopyalardan ve ne idiğü belirsiz taklitlerden yeğdir.

Hatta mümkünse elleri değmişken şu AKM ucubesini de halletsinler isterim.

Nedir o biçimsiz beton yığını öyle, yakışıyor mu Taksim Meydanı gibi bir vitrine?

Kimliksiz, kişiliksiz bir mimari faciası. Ne kültüre benziyor ne sanata. Merkez kısmı tutuyor sadece. O da yerle bir edilsin daha iyi.

İş makineleri hazır Gezi Parkı’na kadar gelmişken Atatürk Kültür Merkezi’ni de aradan çıkarsa fena mı olur?

Beri yandan Gezi Parkı’nın yerinde ne rezidans görmek ister gözüm ne de alışveriş merkezi.

Oysa hem rezidans dikileceği söyleniyor hem de AVM.

Bunu fırsat belleyen istemezükçüler de kepçelerin, dozerlerin önüne atlayıp ağaç sökümünü engelliyor.

İki kamp arasında kampsız kaldım. Kendimi ait hissettiğim bir yer yok.

Parkı bile bir park meselesi olarak tartışamıyoruz hâlâ.

İdeolojik tarafgirlikler devreye giriyor hemen.

Anında park tartışması olmaktan çıkıp ağaçlar üzerinden bir siyasi iktidar mücadelesine dönüyor iş.

Semboller kıyasıya çarpıştırılıyor ama çatışan taraflardan hiçbiri beni temsil etmiyor.

İki tarafın sembolizminde de kendimi bulamıyorum.

Basit bir sorum var, basit ama benim açımdan varoluşsal bir soru: Ben nereye aitim bu durumda?

Araftakiler için de bir yer ayırdınız mı parkınızda, şöyle grimsi bir alan? Yoksa her yer çoktan siyah ve beyaza mı boyandı?