Gezi'de kazan-kazan

Gezi protestocuları da hükümet de bir dizi şeyle suçlanıyor. İkisinin de suçlamaların üstlerine yapışmaması için yapabilecekleri şeyler var.

Hükümet de kazansın, Gezi’dekiler de. Zor değil.
Herkesi mutlu edecek bir kazan-kazan formülü var.
İftira belası ve onu savuşturma yolları gibi bir şey.
Reklamcı numarasıdır, markaları yıpratıcı karalamalardan korumak için başvururlar.
Hareket noktaları, şu basit ilkeye dayanır: En tehlikeli iftira, yakışan iftiradır.
“Ne yapın ne edin, üzerinize atılan iftiranın size yapışıp kalmasını engelleyin” demektir.
Haksız yakıştırmalardan korunmanın yolu ise tersini yapmaktan geçer.
Suçlamaların üstünüze cuk diye oturmayacağı emniyetli bir yere çekersiniz kendinizi.
Gezi protestocuları komployla, faiz lobisiyle, uluslararası entrikalarla, iktidarı sandık yerine sokakta devirmeye teşebbüsle, Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla ya da bütün bunlara alet olmakla mı suçlanıyorlar?
Kendilerine haksızlık edildiğini düşünüyorlarsa yapacakları tek bir şey var.
O da eylemin amacından saparak yanlış bir zemine kaymamaktır, haklarını aramaktan öteye geçmemektir.
Yakıştırılan manalara gelecek tutum ve söylemlerden uzak durmak yani.
Anti-demokratik devrim özlemleriyle, Erdoğan’a istifa çağrılarıyla, hasmane dil ve davranışlarla, sokakta hükümet değiştirme hevesleriyle aralarına mesafe koymaktır.
Sokak, siyaseti rehin almış, sanki Taksim Dayanışması memleket idaresine el koymuş da Türkiye artık Gezi Parkı’ndan yönetilecekmiş gibi istekler buyurmamaktır.
Sağa sola emir yağdırmamak, devrim konseyi kurulmuş gibi bir görüntü vermemektir.
Fotoğraf tamamiyle böyle demiyorum. Böyle bir fotoğraf vermekten itina ile kaçınmak gerektiğini söylüyorum.
Olay uzadıkça ahlaken ve hukuken doğru yerde durmayı başarmak, giderek zorlaşır çünkü.
Eylemler, demokratik meşruiyetini kaybettiği andan itibaren de bütün o yakıştırmalar gerçek oluverir.
Aynı şey iktidar tavrı için de geçerli.
Neyle itham ediliyor iktidar?
Belli toplum kesimlerine tepeden bakmakla, üzerlerinde baskı kurmakla, demokratik itirazlarını cebren bastırmakla, aşağılayıcı bir dil kullanmakla, haklarını yok sayıp varlıklarına saygı göstermemekle.
Suçlama buysa yapılması lazım gelen de bunu doğrulayacak tavırlar takınmamaktır.
Yerli kumpasçılar, faiz lobisi ve yabancı entrikacılar mı var arkasında? Açıklayıcı teori bu mudur?
Baş etmesi kolay. Aradıkları kozu onlara vermez, haklı çıktık demelerine fırsat tanımazsınız.
Aksine, yaygaraların tam tersine işler yaparsınız.
Baskı mı var diyorlar, şiddet mi gördüklerini söylüyorlar, devlet gücüyle korkutulup sindirilmekten mi şikâyetçiler?
Üstünüze yapışmasına izin vermemenin yolu, çok basit. Yakıştırtmazsınız olur biter.
Alabildiğine özgür bırakırsınız sokağı, mümkün olduğunca serbest salarsınız.
Zaptiye tedbirlerini de olabildiği kadar gevşek tutmanız yetecektir.
İtilip kakılmaktan, horlanıp aşağılanmaktan mı yakınıyorlar?
Acayip saygılı bir dil kullanır, hak ve hukuklarını yüceltirsiniz.
Göreceksiniz bakın; bütün iftiralar kendiliğinden çürüyecek, bütün yakıştırmalar yalan olup uçacak, bütün komplolar boşa çıkacaktır.
Şu reklamcılar az hınzır değilmiş hani. İftira savuşturmayı nasıl da biliyorlar!