Gölge muhalefeti tanıyalım

İster, kayıt dışı siyaset deyin; ister, yasadışı muhalefet. İster, yeraltı muhalefeti koyun adını; ister, gölge siyaset.

İster, kayıt dışı siyaset deyin; ister, yasadışı muhalefet.
İster, yeraltı muhalefeti koyun adını; ister, gölge siyaset.
Hatta, kaçak muhalefet bile diyebilirsiniz.
Ne derseniz deyin, size kalmış, artık.
Ama bir şeyi inkâr etmeyin, sakın.
Su üstündeki görünen kısmından ibaret değil, muhalefet.
Öyle olmasa, yılların
Baykal’ı bile sandıktan iktidar
çıkmayı beklemezken...
Bildik bir gazeteci, durduk yerde, başbakan olma rüyası görür müydü?
Tanıdık bir oda başkanı, günün birinde başbakan yapılacağı vaadine
kanar mıydı?
Öyle olmasa, bir hekim...
Öyle olmasa, bir rektör...
Öyle olmasa, bir profesör...
Bir siyasetçi eskisi, bir
emekli asker...
Kapılır mıydı, böyle beleş
makam beklentisine?
Sandığa girmeden, çıkmayı
umar mıydı, hiç?
Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık,
bakanlık koltukları düşer miydi,
karaborsaya?
Ağzını açan, pazarlığı en yukarıdan açabilir miydi, hiç?
***
Milletçe, bu mümtaz şahsiyetleri tanıma bahtiyarlığına erdiğimize göre...
Demek ki, bir yeraltı muhalefet piyasamız varmış.
Seçimlerde adaylığınızı
koymaya ne gerek!
Bu makamlara kısa yoldan
talip olabileceğiniz bir pazar
kurulmuş, demek ki.
Orada kardeşane pay mı
ediyorlar, peşkeş mi çekiyorlar,
haraç-mezat satıyorlar mı, bilemem.
Haklarında bildiğim su götürmez gerçek şu:
Şapkadan tavşan çıkardıkları
vakidir de...
Sandıktan makam çıkarmaya
yanaştıkları, görülmüş şey değil.
Siz karar verin, gayri.
Bir avuç hayalperest deyip ciddiye almamalı mı?
Yoksa, karaborsa siyaset deyip, kayıtlı demokrasiye tehdit mi saymalı?
***
İşinde gücünde dolmuşçu esnafı, rüyasında görse inanmaz, talih kuşunun böylesine.
Piyango biletine bile çıkmaz,
böyle büyük ikramiye.
Rablerine de sormuş
olamayacaklarına göre...
Kim, onlara, başbakanlık dedi?
Kim, cumhurbaşkanlığı buyurdu?
Bakanlık ikram eden kimdi,
dersiniz?
Öyle ya, her kör satıcının,
bir topal alıcısı vardır.
Her aldatanın da, bir aldananı...
Her darbecinin, bir dizi şürekası vardır, mutlaka.
Ganimet paylaşma heveslisi
suç ortakları...
Siyasetin karaborsasını,
onlar kurar.
Bazıları hekimdir, bazıları rektör, hatta sivil toplumcu...
Demokratik hak kisvesi altında kaçak iş gördüklerini duyarsınız, hep.
İşte o yüzden...
Siz, siz olun, her gördüğünüz muhalifi demokrat zannetmeyin, derim.

Baykal’ın kayıtsızlığı...
Dünkü grup toplantısında ne diyordu, Deniz Baykal:
“Bu kadar da olmaz, demekle olmaz.
Hiç olmaz, hem de hiç.”
O zaman, bir şeyler
yapmak lazım.
Türkan Saylan’a, 1. Ordu
karargâhından çiçekli ziyareti
bile yetersiz bulmuş.
Tamam da, başka ne mesela?
Ergenekon’a arka çıkma
mitingleri mi?
Darbecilerle alenen
dayanışmak mı?
Ya da sadece, Mehmet Haberal’a destek gösterileri mi?
Niye, peki?
Saygın bir hekim
olduğu için mi?
İyi de, böbrek nakli konferansına tebliğ sundu diye mi, tutuklu?
Ben, nedense kendilerini hep siyaset konuşurken gördüm.
Siyaset yapsın tabii; muhalefet de demokratik hakkıdır.
Ama, zanlılara suçlama:
Yasadışı muhalefet,
kayıt dışı siyaset faaliyetinde
bulunmak değil mi?
Doğrusuna, mahkeme karar
verecek, elbet.
Ama sayın Baykal;
Yasadışı muhalefet,
kayıtdışı siyaset...
Demokratik muhalefeti yetersiz bulanların saptığı yoldur.
Bundan siz, hiç mi
rahatsız değilsiniz?
Ergenekon davasının konusu, meşru hükümet ve Meclis’e darbe teşebbüsü suçuysa...
Demokratik muhalefet
zeminini de ortadan kaldırmaya girmez mi, bu?
Siz, niçin üzerinize hiç
alınmıyorsunuz?
Gayrimeşru muhalefet,
meşru olandan ya rol çalar
ya da paylaşır.
Peki siz niye, muhalefet
zemininin kaymasına izin verdiniz?
Devlet Bahçeli’ye dönüp
bakın, biraz.
MHP neden daha mesafeli, düşündünüz mü farkı?
Milletin size emanet ettiği
mevziyi savunmak için ne yaptınız, sayın Baykal?
Demokrasiyi savunmak,
gayrimeşru muhalefeti savunmak mıdır, sizce?
Ve meşru olanı dışlamak?...
Neden, tuhaf davetiyeler
çıkarıyorsunuz?
Niçin, demokratik olmayan
imalarda bulunuyorsunuz?
Kayıt dışı muhalefete bu
kayıtsızlığınızı neye yormak
lazım, sizin?
Dışına çıkanları, tekrar
demokratik sisteme sokmak!
Kaçakları, yeniden
kayıt altına almak!
Bu görev, herkesten önce size düşmez mi, sayın Baykal?

Azeri ajitasyon korosu!
Azerbaycan’dan gelen kadın vekilleri biliyorsunuz.
Sekiz kişiydiler.
Dün, grup konuşmasında
Başbakan’ın tepkisini duyunca...
Hâlâ buradalar mı yoksa,
diye baktım.
Merak etmeyin, ortalığı
karıştırıp hafta sonu gitmişler.
Günlerce esip gürlediler,
heyet olarak.
Türk’e Türk propagandası
yaptılar, gözümüze baka baka.
Tam bir Azeri ajitasyon
korosu gibiydiler.
En ucuzundan ulusalcı bir ağızla...
Zılgıt üstüne zılgıt çektiler.
“Düşmenle el sıkışılmaz”
dediler, bize.
Ama kendi Cumhurbaşkanları
Aliyev, Medvedev’le el sıkışmak için Moskova’ya kadar gitti.
Öyleyse şunu mu, demek istediler:
Nimetler bizim olsun,
külfetler size yeter.
Öyle mi olduk, şimdi?
Hani tek millet, iki devlet idik.
Hani, düşmene el uzatılmazdı.
İşin ucunda kendi menfaatleri olunca, nasıl şaşırdılar, kardaşla düşmeni!
***
Devletlerin duyguları yoktur;
menfaatlerini takip ederler.
Hamasetle, ajitasyonla
yürümez, diplomasi.
Yani, onların yaptığı
doğruydu, aslında.
Bu da bize, ‘kardaş’ dersi olsun.
Bize ulusalcı zılgıt,
Moskova’ya yağ çektiler.
Bize, ‘külfette ortak olalım’ dediler.
Enerji nimetlerine ise,
Moskova’yı ortak ettiler.
Külfet demişken;
Yukarı Karabağ gibi
Azerbaycan’ın sıkıntılarını birlikte göğüslemektir, kasıtları.
Yoksa, Kıbrıs davası mı dersiniz?
Netameli konularda bizden yana risk aldıkları, daha görülmedi.
Ne Rus’u, ne Rum’u kızdırmayı
göze aldılar.
Biz de idare ettik, kardeşlik hatırına.
Bedel ödemeyi de hep göze aldık.
Şimdi Ankara, ikide bir reddediyor.
“Ermenistan’la Azeri kardeşlerimizin zararına el sıkışmayız” diyor.
Duymazdan geliyorlar.
Sırf fırsattan istifade...
Ermenistan’ın korumalığını yapan Rusya’yla el sıkışmak için...
Hani, düşmenle el sıkışılmazdı.
Hani, düşmenin dostu da düşmendi.
O hamasi nutukları
unutmayalım da!
Bari küpe olsun, kulağımıza.